Onların varlığı, hayatın karmaşası ve acımasızlığı içinde sığınabileceğimiz en güvenli, en korunaklı siperdir.

Bugün bazı evlerde derin bir sessizlik, bazı gözlerde ise sadece çerçevelere sığdırılmış mahzun bir gülümseme var. Babasını sonsuzluğa uğurlamış olanlar için bu gün, takvimdeki sıradan bir pazar gününden çok daha fazlasıdır; içten içe büyüyen bir özlemin, çocukluğa duyulan o saf ve korunaklı güven hissinin yeniden yankılanmasıdır.

​Bir babanın gidişi, arkamızdaki o devasa çınar ağacının gölgesinin üzerimizden çekilmesi gibidir. Rüzgar artık yüzümüze daha sert çarpar, hayatın yükü omuzlarımıza biraz daha erken biner. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, babası gittiğinde çocukluğu elinden alınmış gibi hisseder.

Fakat unutulmamalıdır ki, gidenler sadece bedenlerdir. Bir babanın evladına bırakabileceği en büyük ve en sarsılmaz miras; dürüstlük, zorluklar karşısında dik durabilme gücü ve o koşulsuz sevginin silinmez hafızasıdır. Bugün fiziken yanımızda olmasalar bile, attığımız her doğru adımda, vicdanımızın sesini her dinlediğimizde onların o güven veren fısıltısını içimizde duyarız. Onlar artık gökyüzünden bizi izleyen, hayat yolunda ruhumuza üfledikleri değerlerle bize rehberlik eden en sessiz, en asil ve en güçlü pusulamızdır. Özlemle, hürmetle ve sonsuz bir rahmetle anıları önünde eğiliyoruz.

​Hayat her zaman doğrusal bir çizgide ilerlemez ve kader bazen en güzel şefkat hediyelerini bize beklenmedik yollarla sunar. Bir çocuğun dünyasında "baba" kelimesinin karşılığı, her zaman aynı soyadını taşımak ya da aynı kanı paylaşmak değildir. Bize düştüğümüzde elini uzatan bir amca, hayatın yükünü hafifletmek için yanımızda beliren bir dayı, dizinde hayatı öğrendiğimiz bir dede, yolumuzu bir fener gibi aydınlatan bir öğretmen ya da hayatın karşımıza çıkardığı kalbi dünyadan büyük bir insan...

Emek veren, saçımızı koruyucu bir şefkatle okşayan ve gözümüzdeki tek bir damla yaş için dünyayı karşısına alan herkes babadır."Korkma, ben buradayım" cümlesini dilliyle değil, duruşuyla, varlığıyla ve fedakarlığıyla hissettiren herkes bu saygıyı sonuna kadar hak eder.Kendi hayallerinden sessizce vazgeçip bir çocuğun geleceğine tuğla koyan, can bağıyla bağlandığımız o özel insanlar, bu dünyanın en paha biçilemez kahramanlarıdır.

Babalık; bir çocuğun gözündeki korkuyu cesarete, kararsızlığı sarsılmaz bir özgüvene dönüştürebilme sanatıdır. Kan bağının ötesinde, sırf bir çocuk hayata daha umutla baksın diye ömrünü o mutluluğa adayan, ona babalık duygusunu eksiksiz yaşatan tüm o güzel yüreklere sonsuz bir şükran borçluyuz.

Ve bugün hâlâ sesini duyabildiğimiz, kapıyı çaldığımızda bizi karşılayan ya da telefonun ucunda nefesini hissettiğimiz babalarımız... Onlar çoğunlukla sevgilerini büyük, süslü kelimelerle değil; nasırlı elleriyle, erken ağaran saçlarıyla, sabırlarıyla ve uykusuz geceleriyle gösterirler. Bir babanın sevgisi çoğunlukla gözlerinde saklıdır; akşam eve yorgun argın dönerken getirdiği bir poşette, siz uyurken üstünüzü incitmeden örtüşünde gizlidir.

Onların varlığı, hayatın karmaşası ve acımasızlığı içinde sığınabileceğimiz en güvenli, en korunaklı siperdir. Hazır hâlâ vaktimiz varken, aradaki mesafeler ne olursa olsun, sarılabilmenin, "İyi ki varsın, iyi ki arkamdasın" diyebilmenin tadını çıkarmak, o yüce çınarın gölgesinde nefes alabilmek büyük bir lütuftur.

Sonuç olarak Babalar Günü; tek bir kalıba, tek bir tanıma sığdırılamayacak kadar büyük bir minnet ve saygı günüdür.Evlatları için ömrünü siper eden, saçlarına aklar düşen fedakar babaların; anısını yüreğinde bir bayrak gibi gururla ve özlemle taşıyan evlatların; ve bir çocuğun hayatına dokunarak ona hiçbir zorunluluğu yokken kalbini açıp babalık yapan tüm koca yürekli kahramanların günü kutlu olsun.İyi ki bu dünyaya sevginin, güvenin ve sarsılmaz bir duruşun o muhteşem gölgesini bıraktınız. Yüreği baba şefkatiyle çarpan herkesin önünde saygıyla eğiliyoruz.