Bölgeye Selçuklu döneminde yerleşen Oğuz Türklerinin "Çivril" (veya Çiflik-Çivril) adındaki bir boyundan ya da aşiret reisinin isminden mülhem bu adın verildiği bilinmektedir.
Ege'nin sıcaklığını taşıyan Çivril, Denizli'nin kuzeydoğusunda sadece 1.530 kilometrekarelik en geniş topraklarıyla değil, insanının samimiyeti ve toprağının bereketiyle de kentin adeta atan kalbidir. Afyon ve Uşak'a komşu olan bu kadim ilçe, 60 bin civarındaki güzel insanına, her köşesi tarih ve doğa kokan huzurlu bir yuva sunar. Verimli ovalarından fışkıran yeşiliyle Denizli’nin hem en geniş coğrafyası hem de en köklü yaşam alanlarından biri olan Çivril, her bir ferdinin emeğiyle yoğrulmuş, vazgeçilmez bir memleket sevdasıdır.Çivril adının kökenine dair en güçlü ve kabul gören rivayet, ilçenin kurucusu olan Türkmen aşiretlerine dayanmaktadır. Bölgeye Selçuklu döneminde yerleşen Oğuz Türklerinin "Çivril" (veya Çiflik-Çivril) adındaki bir boyundan ya da aşiret reisinin isminden mülhem bu adın verildiği bilinmektedir. Bir diğer yaygın inanış ve dil bilimsel yaklaşım ise kelimenin coğrafi ve fiziki yapıdan türediğini savunur; eski Türkçede suyun bol olduğu, çağlayan veya gürül gürül akan su yataklarını ifade eden kaynaklardan ya da bölgenin engebeli, kıvrımlı yapısını betimleyen köklerden evrildiği rivayet edilir. Yüzyıllar boyunca dilden dile aktarılarak günümüze ulaşan bu isim, bugün hem köklü bir Türkmen geçmişinin hem de topraklarından bereket fışkıran o kadim coğrafyanın derin izlerini taşımaktadır.
Merkez mahallelerinin o tanıdık kalabalığını geride bırakıp Çivril'in dış mahallelerine, yani o eski güzel köylerine doğru uzandığımızda, bizi toprağın ve sadeliğin gerçek hikayesi karşılar.
Çivril'in ufkunda gururla duran Kıralan ve Özdemirci gibi büyük taşra mahalleleri, binlerce canı barındıran nüfusları ve bitmek bilmeyen üretim enerjileriyle adeta kendi başlarına birer memleket gibidir; buralar toprağa sadakatin, emeğin ve Çivril'in dinmeyen hayat enerjisinin en coşkulu aktığı yerlerdir. Buna tezat, gökyüzüne daha yakın olan o dağ köylerimiz, ufacık taş taş üstüne kurulmuş mahallelerimiz ise sessizliğin ve huzurun sığınağıdır; sakinleri azalsa da her bir kerpiç evinde, her bir ihtiyarının yüzündeki çizgilerde çocukluğumuzun o saf, bozulmamış kokusunu saklar. Yüzölçümü bakımından ucu bucağı görünmeyen, traktör sesleriyle yankılanan ovadaki mahallelerimiz içimizi alabildiğine bir özgürlük hissiyle doldururken; dağların arasına gizlenmiş, coğrafyası küçük ama samimiyeti dünyalar kadar büyük olan o daracık yerleşimler ise bize aidiyetin ve sıla özleminin ne demek olduğunu derinden hissettirir.
Çivril ovasının can damarı olan elma, şeftali ve kiraz, bu topraklar için sadece birer tarım ürünü değil; binlerce ailenin umudu, alın teri ve geçim kaynağıdır. Çivril, her bahar beyaz bir gelinlik gibi açan elma bahçeleriyle Türkiye'nin en önemli elma üretim merkezlerinden biridir. Bu bereketli topraklardan toplanan tonlarca elma, modern soğuk hava depolarında korunarak hem Türkiye'nin dört bir yanına ulaştırılır hem de sınırları aşarak ilçe ekonomisine can suyu olan devasa bir ihracat gelirine dönüşür.
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte ovaya renk ve canlılık katan şeftali ve kiraz ise Çivril'in tarımsal ticaretine büyük bir ivme kazandırır. Erkenci ve dalında parıldayan Çivril kirazı, yüksek kalitesiyle özellikle yurt dışı pazarlarında kapışılırken; aroması ve lezzetiyle büyüleyen şeftali, hem taze tüketim hem de meyve suyu sanayisi için paha biçilemez bir ham madde kaynağıdır.
Dalından koparılan her meyve; mevsimlik işçisinden kamyoncusuna, soğuk hava deposu çalışanından esnafına kadar zincirleme bir istihdam kapısı açar. Çivril'in çalışkan insanının nasırlı elleriyle büyüttüğü bu üç meyve, ilçeyi tarımsal ticaretin kuzeydeki merkezi haline getirerek toprağın bereketini ekonomik bir gurur tablosuna dönüştürür.
Tarih boyunca medeniyetlerin ipek kanatlarını serdiği Çivril, coğrafyasının sunduğu cömertlikle insanlığı her çağda kendine çekmiş, bağrında derin izler biriktirmiş kadim bir coğrafyadır.
Ege ile İç Anadolu’yu birbirine bağlayan o stratejik kavşak konumu, Çivril’i tarih boyunca sadece geçilen değil, yurt edinilen bir sığınak yapmıştır. Binlerce yıl önce, Anadolu'nun en eski yerleşimlerinden biri olan Beycesultan Höyüğü’nde parıldayan ilk medeniyet ateşi, bu toprakların ne denli köklü bir geçmişe sahip olduğunun en somut nişanesidir. Miryokefalon Zaferi'nin yankılandığı dar geçitler ve tepeler, Türk yurdu olmanın gururunu dağlarına ilmek ilmek işlemiştir.
Bu asil tarihi besleyen ve ona hayat veren ise şüphesiz Çivril’in eşsiz coğrafyasıdır. Akdağ’ın heybetli eteklerinden süzülen suların hayat verdiği verimli ova, adeta gökyüzünün yeryüzüne bir hediyesidir. İlçenin yanı başında bir ayna gibi parıldayan Işıklı Gölü, sazlıklarında barındırdığı yüzlerce kuş türüyle doğanın en saf, en dokunaklı şiirini yazar. Nilüfer çiçeklerinin süslediği bu sular, hem coğrafyanın ruhunu yumuşatır hem de Çivril’i doğanın ve tarihin kucaklaştığı, zamanın ötesinde bir memleket sevdasına dönüştürür.
Özetle Çivril; köklü tarihi, büyüleyici doğası, uçsuz bucaksız toprakları ve bu topraklara hayat veren eşsiz tarımsal bereketiyle, Denizli'nin kuzeyinde parıldayan en güçlü ve en sıcak yürekli merkez üssüdür.