Her şey, Farsçadaki baharat ve kumaş kokan "bâzâr" (çarşı) kelimesinin haftanın en hareketli gününe adını vermesiyle başlar.

Zaman, avucumuzdan kayıp giden hırçın bir nehir gibidir. Bu dev nehir yedi günlük dilimlere bölündüğünde, her günün altına asırlık hikayeler, göçler ve medeniyetlerin fısıltıları sinmiştir. Takvimdeki gün isimleri sıradan kelimeler değildir; İpek Yolu'nun, Mezopotamya'nın ve Orta Asya bozkırlarının ortak hafızasıdır.

Her şey, Farsçadaki baharat ve kumaş kokan "bâzâr" (çarşı) kelimesinin haftanın en hareketli gününe adını vermesiyle başlar. Eskiden köylüler ve göçebeler için pazar, sadece alışveriş yeri değil; haberlerin ve sevgilerin paylaşıldığı büyük bir şenlikti. İnsanlar temiz giysilerini giyer, uzaklardaki dostlarıyla buluşurdu. Pazarın bu neşeli yorgunluğunun ardından Türkçenin pratik zekâsı devreye girer. Pazarın hemen sonrasındaki güne Pazartesi denir; bu kelime dilde yuvarlana yuvarlana bugünkü halini alarak bize o uykulu ve mahmur uyanışı hatırlatır.

Pazartesinin ağır havası dağılınca, takvim Arapçanın sayılarına döner. Kadim dünyada günler sayıyla anılırdı. Arapça "üç" anlamına gelen "selâse" kelimesi Anadolu'da yumuşayarak Salı oldu. Haftanın işlerin rayına oturduğu bu çalışkan günü, halk arasında "sallanır" sözüyle anılır. Onu takip eden iki gün ise Farsçadan mirastır. Farsçada gün anlamına gelen "şenbe" kelimesi; dört demek olan "çehar" ile birleşerek Çarşamba, beş demek olan "penç" ile birleşerek Perşembe oldu. Bu iki gün, haftanın belini büken yorgunluğu alıp hafta sonuna köprü kurar.

Ve nihayet Arapçada "toplanmak" anlamına gelen "cem" kelimesinden gelen mübarek durak Cuma gelir. Bu isim sadece ibadeti değil, küslerin barıştığı, toplumun bir araya geldiği huzurlu bir günü simgeler. Cumanın bu dinginliği, ertesi gün Türkçe bir mühürle taçlanır: Neşeli ve özgür Cumartesi.

Sabah uyanıp adını kolayca söylediğimiz bu günler; tüccarların, dervişlerin ve köylülerin elinde şekillenmiş bin yıllık hikayelerdir. Biz her gün bu isimleri anarken, aslında farkında olmadan asırlık bir tarihin içinde yürümeye devam ediyoruz