Peki bu goygoyculuk meselesi günümüzde nerelerde fink atıyor sanıyorsunuz? Tabii ki en resmi toplantı masalarında ve o asla susturulamayan WhatsApp gruplarında!

Elinizi vicdanınıza koyup itiraf edin: Hayatta şöyle kallavi, ciddi bir işle uğraşmanız gerekirken kendinizi kafede orta kahvenin dibini sıyırırken, "Acaba uzaya ilk giden inek hangi dilde mö demiştir?" tarzı muazzam derinlikte felsefi(!), ıvır zıvır bir muhabbetin tam ortasında bulduğunuz anlar olmadı mı? İşte dilimizin bu boşboğazlığı, çene çalmayı ve ortalığı kaynatmayı en tatlı dille özetleyen o muazzam deyimi yapıştırır geçer: "Goygoyculuk yapmak!"

Yahu meselenin kökenine bir inelim Allah aşkına. Bugün plazalarda, kahvehanelerde "goygoy yapma" diye sağa sola fırça attığımız o eylem, aslında Osmanlı'nın o mistik ve renkli Ramazan gecelerine dayanıyor. Eskiden mahalleleri gece yarısı davullarla, ilahilerle, manilerle şenlendiren, esnaftan hayır haslıkları toplayan "goygoycu" dervişler varmış. Adamlar niyet iyi, ibadet şahane, ortalığı şenlendiriyorlar tabii. Ama zamanla bu iş nerelere evrilmiş bir bakın! Dervişin o manili sesi kaybolmuş, yerine "Ciddi meseleleri masaya yatırıyoruz" deyip üç saat boyunca ne izlediğini unuttuğu diziyi çekiştiren modern tipler türemiş. Yani kutsal bir ilahi geleneğinden, "boş lafı salata yapıp servis etme" sanatına muazzam bir geçiş yaşamışız!

Peki bu goygoyculuk meselesi günümüzde nerelerde fink atıyor sanıyorsunuz? Tabii ki en resmi toplantı masalarında ve o asla susturulamayan WhatsApp gruplarında! Düşünün ki, şirket iflas bayrağını çekmek üzere; kasada akrep var, çalışanlar üç aydır maaş alamamış. Yönetim kurulu toplanmış, ortalıkta Titanik misali bir buzdağı var. Normalde acil eylem planı konuşulması gerekirken, o havalı genel müdür yardımcısı başlar havadan sudan, geçen hafta izlediği futbol maçından ya da kahve makinesinin markasından bahsetmeye. Herkes "Aman havayı yumuşatalım" diye başını sallarken, gemi sessiz sedasız dibe batar. İşte goygoyculuğun modern plazalardaki zirve noktası tam olarak budur! Ya da cebinizdeki telefonun ekranına bir bakın; gece yarısı üç yüz mesaj birikmiş, içine bir girersiniz ki herkes birbirine sadece komik kedi videoları ve emoji fırlatmış. Sıfır bilgi, sıfır derinlik, tam gaz goygoy!

İşin diğer tarafına çevirip baktığımızda tablo şu ki: Neden insan, beynini biraz dinlendirmek yerine bu boş laf okyanusunda yüzmeye bayılır? Çünkü sorumluluk almak ağır iş, arkadaş! Terletir, yorar, düşündürür. Goygoy ise bedava neşe sunar ne risk vardır ne kaybedilen bir fikir. Herkesin gülüp geçtiği, kimsenin kafa yormadığı o sığ sular insana cüzi bir konfor alanı sağlar. Oysa insan o boşlukta ne kadar bağırırsa bağırsın, günün sonunda o goygoy meclisi dağılır, herkes evine çekilir. İşte asıl felaket o zaman kopar! Işıklar söndüğünde, o çene çalma makineleri sustuğunda, insanın karşısına kendi iç sesinin o sağır edici sessizliği dikilir. Hayatın gerçek acıları, çözülmeyen sorunları ve ertelenen hayalleri yaka paça sarılır yakanıza.

Hülasa kelam; "goygoyculuk yapmak" sadece vakit öldürme aracı değil, modern dünyanın o ağır baskısından kaçmak için uydurduğumuz en konforlu sığınaktır. Rüzgârda savrulan kelimelerle ömür tüketmek yerine, arada bir de olsa o boş melodiyi kısmak gerekir. Çünkü günün sonunda meclis dağılır, gürültü kesilir ve geriye sadece ne kadar hakiki bir hayat sürdüğünüz kalır. O yüzden bırakın çeneler biraz sussun, arada sessizlik de kulaklara iyi gelir!