Üniversite; boy boy amfiler, kalın kitaplar yığını ya da sadece meslek edindiren sıradan bir kurum değildir.
Her şey, Farsçadaki baharat ve kumaş kokan "bâzâr" (çarşı) kelimesinin haftanın en hareketli gününe adını vermesiyle başlar.
Peki bu goygoyculuk meselesi günümüzde nerelerde fink atıyor sanıyorsunuz? Tabii ki en resmi toplantı masalarında ve o asla susturulamayan WhatsApp gruplarında!
Dünya bize sürekli maça papazı gibi acımasız, sinek papazı gibi köşeli ya da karo papazı gibi hesapçı olmamızı dayatır.
Eski düğünlerin en büyük güzelliği, her şeyin el emeğiyle, göz nuruyla ve en önemlisi içtenlikle inşa edilmesiydi.
Hapşırmak, biyolojik bir refleksin çok ötesinde, insanın doğa karşısındaki çaresizliğini ve aynı zamanda aniden uyanışını simgeleyen büyüleyici bir ritüeldir.
90’ların çocukları için oyun, dokunmak ve paylaşmaktı. Saklambaçta ebelenen bir arkadaşın omzuna dokunmak, yakan topta hızla gelen toptan kaçarken nefes nefese kalmaktı.
İnsanlar onu dert ortağı sanır, oysa o sadece bir cellattır. Kendine ait bir rengi, duruşu ya da tarafı yoktur. O, tamamen sahibinin o anki ruh haline asalak gibi yapışan dilsiz bir parazittir.
Güneş henüz dağların arkasından yüzünü göstermemiştir ama köy çoktan uyanmıştır. Şehirlerin o mekanik, gürültülü sabahlarına inat; burada gün, doğanın kendi sessiz melodisiyle başlar. Horoz sesleri, u...
Günümüz insanı, kahvesinin markasıyla, giydiği logonun büyüklüğüyle ve sahip olduğu lüks tüketim nesneleriyle var olmaya çalışıyor. Eşyalar bizi köleleştirirken biz onların sahibi olduğumuzu sanıyoruz...
Sorulması gereken asıl soru şudur: Bambu ağacı yirmi yedi metreye altı haftada mı ulaşmıştır, yoksa o görünmeyen beş yılda mı?
Bölgeye Selçuklu döneminde yerleşen Oğuz Türklerinin "Çivril" (veya Çiflik-Çivril) adındaki bir boyundan ya da aşiret reisinin isminden mülhem bu adın verildiği bilinmektedir.
Bu bağlantı sizi https://www.genccivrilgazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.