Sorulması gereken asıl soru şudur: Bambu ağacı yirmi yedi metreye altı haftada mı ulaşmıştır, yoksa o görünmeyen beş yılda mı?
Dünya, hiç olmadığı kadar büyük bir süratle dönüyor. Her şeyin bir parmak hareketiyle tüketime sunulduğu, başarının sadece "anlık" parıltılarla ölçüldüğü, hızın kutsandığı modern bir çağın içindeyiz. İşte tam da bu telaş çağında, doğanın en vakur ve en bilge öğretisi, uzak bir coğrafyanın sessiz toprağından yükseliyor: Çin bambu ağacı.
Bir bambu tohumunu toprağa ektiğinizde, ona ne kadar su verirseniz verin, ne kadar özenle bakarsanız bakın, ilk yıl toprağın üzerinde hiçbir hareket göremezsiniz. İkinci yıl geçer, çıt yoktur. Üçüncü ve dördüncü yıllar birbirini kovalar; toprak hâlâ dilsiz, emekler hâlâ görünmezdir. Dışarıdan bakan sabırsız bir göz için bu süreç, koca bir fiyasko ya da boşa harcanmış yıllardan ibarettir. Ancak beşinci yıla girildiğinde, doğanın en büyüleyici mucizelerinden biri gerçekleşir: Bambu ağacı başını topraktan çıkarır ve sadece altı hafta içinde yaklaşık yirmi yedi metre yüksekliğe ulaşır.
Sorulması gereken asıl soru şudur: Bambu ağacı yirmi yedi metreye altı haftada mı ulaşmıştır, yoksa o görünmeyen beş yılda mı?
Cevap, toprağın karanlığında saklıdır. Bambu, o beş yıl boyunca göğe doğru tek bir santim bile uzamazken, yerin altında yüzlerce metrelik sarsılmaz bir kök ağı örmüştür. Fırtınalara, sert rüzgârlara ve doğanın acımasızlığına dayanabilmek için önce kendi temellerini inşa etmiştir. Bu, doğanın insanoğluna fısıldadığı en asil sabır manifestosudur. Sabır; eli kolu bağlı oturup beklemek değil, görünmeyene inanarak her gün aynı inançla toprağı sulamaya devam etmektir.
"Sabır, kurtuluşun anahtarıdır." der Mevlana. Bambu ağacı ise bu anahtarın topraktan fışkıran yeşil filizidir.
Hayat, çoğu zaman bizi de o beş yıllık karanlık ve sessiz bekleme odalarına hapseder. Emeklerimizin karşılığını alamadığımızı düşündüğümüz, rüzgârın tersine estiği, herkesin koştuğu ama bizim durduğumuzu hissettiğimiz o dönemler, aslında kendi köklerimizi saldığımız en kıymetli zamanlardır.
Eğer bugün siz de hayatınızın bir alanında tohum ektiyseniz ve henüz toprağın üzerinde bir yeşillik göremiyorsanız, bambu ağacını hatırlayın. Unutmayın ki, derinlerde bir yerlerde kökleriniz büyüyor. Ve vakti geldiğinde, o sabrın göğe doğru yükselen muazzam zaferini ne fırtınalar durdurabilecek ne de sert rüzgârlar yıkabilecek.
Nitekim bu kök salma hikayesini, henüz çok genç yaşta dünyanın en büyük sahnelerine adım atan futbolcumuz Arda Güler’in yeşil sahalardaki sabrında somut bir şekilde görürüz. Real Madrid’e transfer olduğu ilk dönemde üst üste yaşadığı ağır sakatlıklar ve aylarca yedek kulübesinde beklemesi, dışarıdan bakanlar için bir duraklama dönemi gibi görünse de; o, medyanın ve kamuoyunun sabırsız baskılarına kulak tıkayıp sessizce fiziksel ve zihinsel olarak kendini inşa etmeye devam etti. Tıpkı bambu ağacının o görünmeyen beş yılı gibi, sahanın uzağında geçirdiği her anı derinlere kök salmak için bir fırsata dönüştürdü ve nihayet vakti gelip topraktan başını çıkardığında, aldığı o kısıtlı sürelerde attığı her golle tüm dünyaya sabrın ve adanmışlığın muazzam zaferini kanıtladı. Hayatın her alanında kalıcı bir iz bırakmak, parıltılı bir zirveye ulaşmaktan ziyade, o zirve fırtınasına dayanacak kökleri sessizlikte ve sabırla büyütebilmektir.