90’ların çocukları için oyun, dokunmak ve paylaşmaktı. Saklambaçta ebelenen bir arkadaşın omzuna dokunmak, yakan topta hızla gelen toptan kaçarken nefes nefese kalmaktı.
Zaman, durdurulması imkansız bir nehir gibi akarken çocukluk dediğimiz o en saf mevsimin de rengini değiştirdi. 90’lı yıllarda çocuk olmak; dizlerdeki kabuk bağlamış yaralarla akşam ezanının eve dönüş çağrısı yapan o tanıdık sesiyle ve sokak aralarından yükselen neşeli çığlıklarla örülü bir masaldı. Bugüne baktığımızda ise o masalın yerini, sessiz odalarda yankılanan dijital tıkırtıların aldığını görüyoruz. İki farklı kuşak, iki bambaşka çocukluk…
90’ların çocukları için oyun, dokunmak ve paylaşmaktı. Saklambaçta ebelenen bir arkadaşın omzuna dokunmak, yakan topta hızla gelen toptan kaçarken nefes nefese kalmaktı. Bir taso koleksiyonu ya da meşe misketler en büyük servetti.
Bugün ise oyun, piksellerden ve ekran kaydırmalarından ibaret. Günümüz çocukları dünyayı parmaklarının ucunda keşfediyor ama toprağa dokunmanın, çamurdan kaleler yapmanın o ilkel, saf mutluluğunu kaçırıyorlar. Arkadaşlıklar artık sokak köşelerinde değil, dijital lobilerde kuruluyor.
Bizim zamanımızda eğitim; kokulu silgiler, saman kağıdına yazılan ilk harfler ve ağır ansiklopedi sayfaları arasında yapılan heyecanlı ödev araştırmaları demekti. Bilgiye ulaşmak emek isterdi, bu yüzden kıymetliydi.
Şimdiki çocuklar ise muazzam bir bilgi okyanusunun içine doğdular. Tablet ekranları kara tahtaların yerini aldı, yapay zekâ ve online sınıflar eğitimin merkezine oturdu. Kuşkusuz çok daha donanımlılar, dünyaya çok daha entegreler; ancak bilginin bu kadar hızlı ve zahmetsiz tüketilmesi, o eski "öğrenme heyecanının" büyüsünü biraz olsun gölgeliyor.
90'larda sosyal hayatın kalbi mahalleydi. Bütün mahallenin çocukları tek bir aile gibi büyürdü; paylaşılan bir dilim salçalı ekmek, susayınca hep birlikte içilen musluk suyu insanı insana bağlardı. Güven vardı, samimiyet vardı.
Bugünün çocukları ise güvenlik kaygıları, yoğun şehirleşme ve dijitalleşme kıskacında daha izole bir sosyal hayat yaşıyorlar. Yüzlerce sanal "takipçiye" veya "arkadaşa" sahip olmalarına rağmen, odalarında yalnızlar. Akranlarıyla göz göze gelerek, kavga edip barışarak, paylaşmayı sokakta yaşayarak öğrenmek yerine; duygularını emojilerle ifade etmeye çalışıyorlar.
Zamanı geri sarmak imkânsız, her dönem kendi doğrularını ve güzelliklerini yaratır. Günümüz çocukları teknolojiyle dünyayı fethedecek güçte olsalar da kalbimizin bir köşesi her zaman o sokakta top peşinde koşan, üstü başı toz içinde ama gözlerinin içi gülen 90'lar çocuğunu özlemeye devam edecek.