Biz yetişkinler, "Çocuklarımız teknolojiyi harika kullanıyor, geleceğin dünyasına hazırlarılar." diye kendimizi avuturken, o parlak ekranların arkasında neleri kaybettiğini hiç düşündünüz mü?

Sahi, en son ne zaman bir çocuğun gözlerinin içine bakarak, bölünmeden, araya bir bildirim sesi girmeden uzun uzun konuşabildiniz? Ya da en son ne zaman bir öğrencinin, elindeki telefona bakmadan sadece arkasına yaslanıp derin bir hayale daldığına şahit oldunuz?

Gelin, açıkça konuşalım. Okullarımızda, sınıflarımızda çok garip bir şeyler oluyor, farkında mısınız?

Sıralar dolu, sınıflar kalabalık ama içeride derin bir sessizlik var. Fiziken oradalar ama zihinleri nerede? Acaba şu an hangi oyunun haritasında, hangi sosyal medya akışının labirentinde kaybolmuş durumdalar?

Biz yetişkinler, "Çocuklarımız teknolojiyi harika kullanıyor, geleceğin dünyasına hazırlarılar." diye kendimizi avuturken, o parlak ekranların arkasında neleri kaybettiğini hiç düşündünüz mü?

Fark ettiniz mi, yeni nesil öğrenciler en ufak bir zorlukta, bir matematik sorusunda ya da iki sayfalık uzun bir metinde hemen havlu atıyor. Neden biliyor musunuz?

Çünkü akşam evde oynadıkları oyunlar onlara ne fısıldıyor? "Hadi, iki tuşa bas, canavarı yok et ve ödülünü hemen al." Oyunlar dünyası saniyeler içinde başarı vadediyor.

Peki ya okul? Ya gerçek hayat? Gerçek hayat sabır istiyor, haftalarca çalışmayı, emek vermeyi, belki de defalarca başarısız olup tekrar ayağa kalkmayı gerektiriyor.

Şimdi kendimize soralım: Her saniyesi ödüllerle süslenmiş sanal bir dünyadan çıkıp gelen bir zihne, "Sabret, çalış ve sene sonunda başaracaksın," demek ne kadar gerçekçi? Çocukları oyun bağımlısı yaparken, aslında onların mücadele azmini ellerinden almıyor muyuz?

Saniyede bir ekran kaydırmaya, her an bildirim almaya alışmış bir beyin yapısı 40 dakika boyunca bir öğretmeni pürdikkat dinleyebilir mi? Kitap okuyamıyorlar, uzun cümleleri anlamıyorlar, bir konunun derinlerine inemiyorlar. Neden? Çünkü zihinleri o kadar hızlı tüketime programlandı ki, odaklanmak onlar için artık fiziksel bir işkenceye dönüştü.

Biz sınıflarda dünyanın en harika yöntemleriyle ders anlatsak bile, karşımızdaki öğrencinin alıcıları dijital bir sisle kaplıysa, attığımız hangi tohum toprağa ulaşabilir ki?

Biz bu çocuklara teknolojiyi hayatı kolaylaştıran bir araç olarak sunmayı mı başaramadık, yoksa onları o ekranların insafına bırakarak hayatlarının sahibi olmalarına göz mü yumduk?

Eğer bugün o ekranların çocuklarımızın zihninde kurduğu esareti tartışmaya açmaz ve bu gidişata dur demezsek, yarın sadece diploma almış ama düşünme, sabretme, üretme ve en önemlisi "gerçek yaşama" yetisini kaybetmiş bir kuşakla baş başa kalacağız.

Sizce de artık uyanmanın vakti gelmedi mi?