Yanan sadece ağaçlar da değildir; o ağaçların dalında yuva kuran kuşlar, gölgesinde yaşayan binlerce canlı ve aslında bizim geleceğimiz de o alevlerin arasında yok olup gider.
İnsan ile orman arasındaki bağ, dünyanın ilk günlerinden beri devam eden köklü bir dostluktur. Ormanlar, yeryüzünün akciğerleri, doğanın bize sunduğu en büyük huzur kaynağıdır.
Soluduğumuz temiz havada, içtiğimiz berrak suda bir ağacın emeği vardır. Yüzyıllardır bizlere gölge olan, hayat veren bu yeşil dünya, ne yazık ki yine bizim dikkatsizliğimiz ve ihmalimiz yüzünden büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalıyor.
Özellikle yaz aylarında ciğerlerimizi yakan orman yangınları, doğaya verdiğimiz en büyük zarardır. Çoğu zaman bir aracın pencerisinden fırlatılan bir sigara izmariti, söndürülmeden bırakılan bir piknik ateşi ya da doğaya atılan bir cam parçası devasa yangınlara yol açar. Bir ağacın büyümesi, serpilip bir ormana dönüşmesi onlarca yıl sürerken, bir anlık ihmal yüzünden küle dönmesi sadece birkaç saat alır.
Yanan sadece ağaçlar da değildir; o ağaçların dalında yuva kuran kuşlar, gölgesinde yaşayan binlerce canlı ve aslında bizim geleceğimiz de o alevlerin arasında yok olup gider.
Bu acı tabloyu değiştirmek ve ormanlarımızı korumak hepimizin insanlık görevidir. Yangınları önlemek, doğaya karşı daha sorumlu davranmakla başlar. Ormanlık alanlarda asla ateş yakmamalı, piknik alanlarında çöplerimizi, özellikle de yangına davetiye çıkaran cam şişeleri kesinlikle bırakmamalıyız. Doğada şüpheli bir duman gördüğümüzde hemen yetkililere haber vermeyi bir vatandaşlık borcu bilmeliyiz. Unutmayalım ki, ormanlarımızı korumak aslında kendi nefesimizi, kendi geleceğimizi korumaktır. Yeşil bir dünya, doğaya saygı duyan insanların ellerinde yükselecektir.
Ormanların yok olması, sadece yeşil bir manzaranın kaybolması demek değildir; bu durum iklimlerin dengesini bozmakta, su kaynaklarımızı kurutmakta ve soluduğumuz havayı zehirlemektedir. Doğa, kendisine yapılan hiçbir kötülüğü karşılıksız bırakmaz. Bugün söndürmediğimiz küçücük bir kıvılcım, yarın kapımızı çalacak olan kuraklık, erozyon ve sel baskınları olarak bize geri döner.
Bu yüzden ormanı korumak, aslında kendimizi ve sevdiklerimizi olası bir felaketten korumak anlamına gelir.
Bu bilinci sadece kendimizde tutmak yetmez, gelecek nesillere de aktarmak zorundayız. Çocuklarımıza bir ağacın değerini, doğadaki her canlının yaşam hakkı olduğunu erkenden aşılamalıyız. Onlara yeşile zarar vermeyi değil, bir fidan dikip onu sevgiyle büyütmeyi öğretmeliyiz. Ancak bu sayede yarının büyükleri, ormanlara birer odun yığını olarak değil, hayatın ta kendisi olarak bakmayı öğreneceklerdir.
Sonuç olarak, her yaz mevsiminde aynı acıları tekrar yaşamamak bizim elimizdedir. Yangınların önüne geçmek, kahramanca alevlerin içine atılan itfaiye ekiplerinin yükünü hafifletmek ancak toplumsal bir dikkatle mümkündür. Doğaya adım atarken attığımız her adıma, bıraktığımız her ize dikkat edelim. Unutmayalım ki, bu dünya bizden sonraki nesillerin de hakkıdır ve onlara bırakabileceğimiz en güzel miras, gölgesinde huzurla nefes alabilecekleri yemyeşil bir gökyüzüdür.