Günümüz dünyasında eğitim ne yazık ki bazen çocukları birbiriyle yarıştıran amansız bir yarışa dönüşüyor. Oysa her çocuk, gökyüzünde kendi zamanında parıldayan benzersiz bir yıldızdır.

Bir çocuğun kalbine dokunmadan, zihnine asla ulaşamazsınız. İşte bu yüzden eğitim; sadece müfredatların, sınavların ve başarı grafiklerinin olduğu soğuk bir alan değildir. Eğitim; bir çocuğun ruhunu, hayallerini ve geleceğini birlikte ilmek ilmek işleyen üç yüreğin hikayesidir: Okul, öğrenci ve anne-baba.

​Bu üçlü bağ, bir binanın kolonları gibi sadece fiziksel bir yükü taşımaz; bir çocuğun umutlarını, güven duygusunu ve "ben yapabilirim" inancını ayakta tutar.

​Bir anne ve baba için evlat; bu dünyadaki en kıymetli varlık, kalbinin dışarıda atan kısmıdır. O kıymetli varlığı, her sabah elinden tutup okula emanet ederken aslında sadece bir binaya bırakmazlar; çocuklarının geleceğini, hayallerini ve güvenini bir öğretmenin şefkatli ellerine teslim ederler.

İşte eğitimin en saf boyutu burada başlar. Okul, sadece bilgi yükleyen bir kurum değil, ailenin evde sevgiyle büyüttüğü o fidanı kurumasın diye gözeten, ona yön veren bir yuvadır. Öğretmenin sınıftaki bir tatlı sözü, anne-babanın evdeki bir kucaklamasıyla birleştiğinde çocuk için dünya çok daha güvenli bir yer haline gelir. Okul ve veli, bir çocuğun hayatında karşı karşıya duran iki taraf değil; onun düşmemesi için el ele veren iki sırdaştır.

Bu ilişkinin tam kalbinde, henüz dünyayı yeni yeni anlamlandırmaya çalışan o masum gözler durur: Öğrenci.

​Bir çocuk, sırasına oturduğunda evdeki huzuru ya da huzursuzluğu da beraberinde getirir. Aynı şekilde, okulda yaşadığı bir kırgınlığı, bir başaramama korkusunu akşam eve, sofraya taşır. Çocuk,okul ile ailesi arasında sıkışıp kalmış bir kurye olmamalıdır. Onun ihtiyacı olan şey, düşük bir not aldığında arkasında hissedeceği iki büyük güçtür. Dönüp arkasına baktığında; "Biz senin yanındayız, senin çabanı görüyoruz" diyen bir öğretmen ve "Sen bizim için her şeyden daha değerlisin" diyen bir anne-baba görmek ister.

Günümüz dünyasında eğitim ne yazık ki bazen çocukları birbiriyle yarıştıran amansız bir yarışa dönüşüyor. Oysa her çocuk, gökyüzünde kendi zamanında parıldayan benzersiz bir yıldızdır.

​Okul ve veli ilişkisi, sınav sonuçlarının gölgesinde kalmayacak kadar kutsaldır. Bir çocuğun gözündeki sönmeye yüz tutmuş bir merak ışığını yeniden yakmak, matematikteki bir formülü ezberletmekten çok daha büyük bir eğitim başarısıdır. Veli okula sadece "Çocuğum sınıfta kaçıncı?" diye sormak için değil; "Çocuğum bugün mutlu muydu, arkadaşlarıyla paylaşmayı bildi mi, gözlerindeki o parıltı yerinde mi?" diye sormak için gelmelidir.

Eğitim, bir çocuğun elinden tutup onu kendi zirvesine çıkarma yolculuğudur. Bu yolculukta okul bir fener, aile bir liman, çocuk ise o limandan umuda yelken açan bir gemidir.

​Fener ne kadar parlak yanarsa yansın, liman güvenli ve huzurlu olmadıkça o gemi fırtınalarda yorulur. Bizler; öğretmenler ve anne-babalar olarak, o masum yüreğin etrafında kenetlendiğimizde, sadece bir öğrenciyi eğitmiş olmayız; dünyaya sevgiyle bakan, iyileşmiş ve güzelleşmiş bir gelecek armağan etmiş oluruz. Çünkü bir çocuğun hayatına bırakılacak en güzel miras, ona hep birlikte inanmış olmanın verdiği o sonsuz güvendir.