Ve tabii ki Çivril’in gökyüzüne en yakın noktalarından biri olan Sığırkuyruğu, Hıdırellez’de doğanın uyanışını en saf haliyle hissettiren doğa harikasıdır.

Çivril’in dört bir yanı, Hıdırellez sabahı toprağın kokusu, suyun şırıltısıyla birleşen kadim geleneklerle canlanır. İşte Çivril’in farklı noktalarından eski Hıdırellez manzaraları. Sizleri alıp götürecek bir yazı.

Coşkunun zirvesi Gümüşsu (Homa) Şelalesi Akdağ’ın eteklerinden fışkıran buz gibi suların döküldüğü Çivril’in en mağrur köşesidir. Sadece bir doğa harikası değil, bir şifa ve niyet kapısına dönüşür. Gümüşsu’nun suları en sıcak yaz günlerinde bile diş kesen bir soğukluğa sahiptir. Burada kurulan Hıdırellez sofraları buraya özgü mayasız çörekler ve mangal kokularıyla bezenir.

Işıklı’da Hıdırellez, gökyüzüyle suyun birleştiği o sonsuz mavilikte, bereketin tam kalbinde yaşanırdı. Eski adıyla Eumeneia’nın mirası üzerine kurulu kasabada 6 Mayıs Işıklı Gölü’nün bereketli sularına duyulan bir minnet bayramıydı. Güneş doğmadan yer kapma yarışına giren insanlar, ellerinde dilek kağıtlarıyla sazlıkların arasına sessizce dağılırdı. Işıklı’nın o meşhur sazan ve turna balıklarının eksik olmadığı sofralar, göl kenarındaki ağaçların altına kurulurdu. Toprağa serilen sofralarda paylaşılan her lokma, Hıdırellez ateşinin üzerinden atlayan gençlerin neşesine karışırdı.

Çivril’in kalbinde, o asırlık ağaçların gölgesinde yer alan Ahmetçik Parkı, Hıdırellez günlerinde ilçenin en büyük buluşma merkezine dönüşürdü. Diğer yerlerde su ve doğa ön plandayken Ahmetçik Parkı’nda Hıdırellez; insan sesi, çocuk neşesi ve komşuluk bağları demektir. Ağaç dallarına kurulan devasa ip salıncaklar, o yılın tüm dertlerini ve ağırlığını havaya bırakmak demekti.

Gürpınar’ın o meşhur buz gibi sularının sesi, eski Hıdırellezlerde kasabanın neşeli kalabalığına karışırdı. Bu kasabada Hıdırellez’in kalbi, kasabanın o dondurucu ama hayat veren kaynak sularıyla dolan meşhur havuzlarında atardı. Genç, yaşlı herkes yöresel kıyafetlerini giyer havuzların başına akın ederdi. Havuzların coşkulu sesi; küslerin barıştığı, dertlerin suya anlatılıp akıtıldığı bir huzur fonuydu.

Ve tabii ki Çivril’in gökyüzüne en yakın noktalarından biri olan Sığırkuyruğu, Hıdırellez’de doğanın uyanışını en saf haliyle hissettiren doğa harikasıdır. Adını bölgede bolca yetişen ve dev birer şamdana benzeyen Sığırkuyruğu bitkisinden alan bu mevkide, Hıdırellez sabahı yapılan en büyük ritüel bitki toplamaktır. Gün ağarırken toplanan kekikler, çay otları Hızır’ın nefesiyle dokunduğu için her derde devadır. Burası sadece insanların değil, doğanın en özgür ruhlarının da yuvasıdır. Kayaların arasından süzülen yılkı atları ve geyikler buraların gerçek sahipleriydi.

Çivril’in gölünden dağına, şelalesinden parklarına kadar uzanan bu Hıdırellez yolculuğu; doğanın uyanışına şahitlik eden yılkı atlarının özgürlüğü ve geyiklerin mağrur bakışlarıyla tamamlanır.

Sözün özü; Işıklı’nın suları durulduğunda, Gürpınar’ın havuzları şifayla dolduğunda, Gümüşsu’nun beyaz köpükleri hayalleri ıslattığında, Çivril bir kez daha baharın mucizesine teslim olur. İster Ahmetçik Parkı’nda asırlık çınarların altında bir fincan çayda, ister Sığırkuyruğu’nun sarp kayalıklarında toplanan bir tutam kekikte olsun; Hızır’ın bereketli eli bu topraklara her daim dokunur.

Geçmişin mirası, bugünün neşesi ve geleceğin umuduyla. Hıdırellez’iniz kutlu, eviniz bereketli, gönlünüz her daim bahar olsun.