Gördüm sabah evin penceresinden
Bahçede iki saksağan
Didikliyorlardı buldukları bir şeyi
Ötelerde olduklarından
Göremedim didikledikleri neyi
Ama sevinmiştim
Buldular diye yiyecek bir şeyi
Öğleden sonra
Okurken ‘Külebi’ şiirleri
Altında ceviz ağacının
Çoktan unutmuştum saksağanları
Bir ara kaydı gözüm kitaptan
Uçuşan sineklere doğru
Sineklerin kümelendikleri yerde
Gördüm gagalanıp parçalanmış
Yumurtadan yeni çıkmış kumru
Yavrusunu…
Anımsadım birden
Geçenlerde iki kumrunun
Yuvalarına dadanan
Bir saksağanı kovaladığını
Gözümle gördüm,
Suyun uyuyup düşmanın uyumadığını…

***

VE BEN…
Patlıcanın mor,
Biberin beyaz,
Bamyanın ve de domatesin
Sarıya boyalı
Dudakları uzandı,
Yeni ışıyan güneşe gülümseyerek,
Mısır, fısıldayan rüzgara bıraktı
Eflatunumsu kızıl saçlarını
Savruldu kızıl saçlar,
Vızıldayan arılara el sallayarak,
Biri mor biri beyaz iki sarmaşık
Dolamışlar narin kollarını gül dalına.
Öpüyorlar dudaklarını susamışçasına,
Beyazımsı mor lekeler bırakarak,
Bülbül; küskün, mutsuz ve de umutsuz
Kapıp koparmak istiyor sarmaşıkları
Kıskanarak…
Ve ben
Hırsla koparıp attım
Sebze ve çiçeklerimi saran
Tüm yabanıl otları
Yüreğimdeki kara sevdam sanarak…