Tam bisiklete binilecek hava; Nisan güneşi ne yakıyor, ne de üşütüyor…oak street, palm street derken ….caddesi boyunca ilerliyorum…yolun solunda yemyeşil bakımlı çimenlerle kaplı bahçeler içinde pek de gösterişli olmayan çoğu tek katlı evler, sağında insanda uçsuz bucaksız duygusunu uyandıran Şehir parkı, yolun kenarında yan yana, ardı ardına uzanan halka açık tenis kortları…bisiklet yolları…yürüyüş yolları…Derken duyuruda belirtilen petrol istasyonuna vardım.
Patron adayım; iri yarı, kaba saba, otuzlu yaşların sonları veya kırklı yaşların başlarında, gür sarı saçları yandan ayrılıp, koca kafasına yapıştırılırcasına sımsıkı taralı, gür favoriler çenesine kadar uzatılmış, özenle tıraş edilmiş yüzünden sağlık fışkırıyor…bıyık ve sakalı yok…
Önündeki defterde yazılı bir takım rakamlarla uğraşmayı bırakıp iri mavi gözlerini bana dikti,
“Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Gazetedeki iş duyurusu için gelmiştim,”
“Ama o duyuru ‘kadın garson’ içindi…”
“Duyuruda kadın eleman arandığı belirtilmiyordu…Ben öğrenciyim, Türküm…
“Sterling’de şimdiye kadar erkek garson çalıştırıldığını ne gördüm, ne de duydum…Ama madem öğrencisin bir deneyelim bakalım nasıl olur…” “Hafta sonu Cuma, cumartesi ve Pazar akşam üstü dörtten on ikiye kadar, saati üç dolardan sana uyar mı?
“Uyar!” deyip uzatılan eli sıktım. İş pek zor olmayıp, çalışma arkadaşları uyumlu, üç günün sonunda 72 dolarlık çeki çebe indirip üstüne üstlük hatırı sayılır miktarda bahşiş de olunca keyfime diyecek yoktu. Bir gün yoğun saatlerin biriydi yeni gelen iki hanımdan sipariş alıyordum ansızın baldırımda dayanılmaz bir acı ile hışımla arkama baktım; otuzlu yaşlarda bir hanım hınzırca gülümsüyor…
“N’oluyoruz!? Dedim,
“Bende garsonum önüne gelen erkek bana cimdik atıyor, sana cimdik attık diye ölmedin ya!…
…!?
Bir gün erkeğin önünde çocuk arabası, bir aile gelip masaya oturdular. Ben sipariş almaya çalışırken çocuk başladı ciyak ciyak bağırmaya…ama ne ananın ne de babanın umurunda…çocuk şirretleşti başladı yırtınırcasına ağlamaya…ben siparişi yarıda kesip bir çocuğa bir ana-babaya bakıyorum…en sonunda ‘ağlıyor’ diye çocuğu gösterince annesi,
“Altı kuru, karnı tok, bir rahatsızlığı yok, uyku saati değil…canı ağlamak istiyorsa ağlasın bakalım…” dedi gülümseyerek…Zaten ilgi gelmeyince çok geçmeden çocuk da kesti zırlamayı…
Bir başka gün, yanlarında dört beş yaşlarında cin gibi bir kız çocuğu olan bir aile gelip yiyip içtiler…tam kalkacaklar baba artan biftekleri koymak için ‘doggy bag’ istedi. Kız babasına dönüp, gözlerini kocaman açarak;
“Ama baba, bizim köpeğimiz yok ki!!” demesin mi…
Holiday İnn otel zincirine bağlı bir otelde saat ücreti daha yüksek bir iş buluncaya değin sürdü gitti benim Texeco günleri…
