LEYLÂ’DAN GEÇME FASLI

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi târif etmek zor benim.

LEYLÂ’DAN GEÇME FASLI
Yazar : Tarih : Okunma : 1.046 views Yorum Yap

Merhaba

Bir gün Mecnun, Leylâ’nın köyüne gitmek için yeni doğum yapmış bir deveye biner ama devenin derdi başkadır, geride kalan minik yavrusunu düşünmektedir. Mecnun aklı başındayken deveyi Leylâ’nın köyüne doğru sürer fakat Leylâ’nın hayâline dalıp kendinden geçince bunu hisseden deve Mecnun’a fark ettirmeden geride bıraktığı yavrusunun bulunduğu köye doğru döner. Mecnun kendine geldiğinde Leylâ’nın köyü istikametinde gitmediğini anlayıp deveyi tekrar geri döndürür, bu iş böyle sürüp gider. Tam üç gündür yolda olmalarına rağmen ne Mecnun ne de devesi varmak istediklerine doğru bir mesâfe alabilirler. Nihâyet Mecnun deveye şöyle der; “Ayrılalım, ikimiz de seviyoruz ama farklı şeyleri. Aynı hedefe bakamayanların yol arkadaşlığı olmaz.”

Edebiyat tarihinin en seçkin eserlerinden biridir Leylâ ve Mecnun. Aslen Fars edebiyatının önde gelen şairlerinden Nizâmî-i Gencevî tarafından yazılmış olan eser, Kânûnî Sultan Süleyman’ın Bağdat seferine katılan bazı şâirlerin telkin ve talepleri ile Fuzûlî tarafından da Türkçe olarak yazılmıştır.

Aşktan bahis açıldığında Leylâ ve Mecnun hatırlanmasa mevzunun bir yanı eksik kalır. Hikâyenin iki kahramanından biri olan Leylâ’nın, ismi kadar cismi pek fazla bilinmez. Aslında Leylâ, ne elâ gözlü bir çöl âhusudur, ne saçları Mecnun’un bahtından kara bir dilberdir, ne de aklı başında olan birini delirtecek kadar güzeldir. Görenlerin; “Bu mu uğrunda yanıp tutuşulan, küle dönülen, çöllerde izleri aranan Leylâ?” dedikleri kara kuru bir kızdırLeylâ. Mecnun diye bildiğimiz ise; ismi Kays olan, Leylâ’ya mı âşık yoksa aşkın kendisine mi âşık olduğu anlaşılamamış bir meczuptur. Mecnun aslında onun ismi değil aşkından deli olmasından sonra kendisine verilen sıfattır. Öyle ki; çölde aylarca, yıllarca aradığı sevdiğini bulduğunda onu tanımayacak kadar delirmiştir. Leylâ’nın bir kazan yemek pişirip köy meydanında dağıttığını duyduğunda bir kap alarak kuyruğa girer Mecnun. Herkese dolu kepçelerle yemek dağıtan Leylâ, sıra Mecnuna geldiğinde elindeki kepçeyi sertçe Mecnun’un başına vurur. Orada bulunanlar şaşkınlık içerisinde olanları izlemekteyken Mecnun başlar zevk ve neşe içerisinde raks etmeye. “Anladık delisin de bu kadarı da fazla, nedir seni böyle oynatan?” diye sorarlar Mecnun’a. “O” der, Leylâ’sını göstererek “Bana herkese yaptığından başka bir muâmelede bulundu, kepçeyi başıma vurarak yanmakta olan aşk ateşime yeni alevler kattı.” Mecnun’un gözünden Leylâ’yı görmek de, aşkını anlamak da mümkün değildir. Tabii kibir kez olsun aşka düşmemişse yüreğiniz.

Kitaplara, sözlüklere de baksanız, en büyük aşkları yaşamış kişilere de sorsanız dört başı mâmûr bir tanımı yapılamaz aşkın. Durulur, düşünülür, yutkunulur da akla mantığa sığacak bir açıklama getirilemez. Çünkü duygu dediğimiz, elle tutup gözle göremediğimiz sâfiyet hamurundan vücûd bulan aşk, mümkünler âleminde imkânsız bir mefhumdur. Bâzı şeylerin, hep bir şeyle başka bir şey arasında bir ürperti gibi asılı durduğu, derdine düşmeyenin anlayamayacağı dipsiz bir kuyudur aşk. Yanmakta olan âşık kalbinin suyla arınmayacağını ancak ateşle durulacağını, şifâsı zehrinde olan bir hastalık olduğunu da yalnız âşıklar bilir. Kayseri’nin Talas İlçesinde doğarak 1962 yılında İstanbul’da hayâta gözlerini yuman, ilginç hikâyesinin biyografi kitaplarıyla anlatıldığı, kimilerine göre Yanan Dede kimilerine göre ise Yaman Dede lâkaplı Mehmet Abdülkadir Keçelioğlu da bir şiirinde kendi lisânıyla aşkı anlatmaya çalışmış. Şiirin bir dörtlüğünü sizlerle paylaşayım.

Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın,

Ateşle yaşar yaşla değil yâresi aşkın,

Yanmaktır efendim biricik çâresi aşkın,

Ağlatma da yak, hâl-i perişânıma bakma.

Elle tutulmaz, gözle görülmez ancak içinize düştüğünde sizi kor alevlerle yakan o kavramı anlamak da anlatabilmek de kolay değil. Yaman Dede, anlamaya çalışmak yerine yanmayı tercih etmiş, bilmem daha kolay ve doğru olanı bu mudur? Belki de aşk Leylâ’ya varmak değil Leylâ için Leylâ’dan geçmektir. Aşk; Leylâ’dan geçme faslında olanlar için derin bir sükût âleminde kavrulup yanmaktır.

***

Bir Kelime

Mefhum: Bir sözün veya kelimenin taşıdığı, ifâde ettiği mânâ, anlam, kavram.

***

Aşk olsun! Yazının başında arz ettiğimiz ve2018 yılında bedenen aramızdan ayrılan şâirimiz Cemal Sâfi’ye âit o güzel şiirden aldığımız bir dörtlükten bahsedemeden yazının sonuna geldik. Ümîd ederim bir başka yazıda Çınar altında buluşup bu şiirden bahsederiz. Yeniden buluşana dek hoşça bakın zâtınıza. Yolcu yolunda gerek, kalın sağlıcakla.

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

Bunlarda İlginizi Çekebilir

 width=