YOLLARDA TÜKENEN ÖMÜR

Konar göçer yaşam süren göçebelerin ömürleri yollarda tükeniyor.
Geçimlerini hayvancılıkla sağlayan göçebeler hayvanlarının daha iyi beslenebilmesi için sürekli yer değiştirmek zorunda kalıyor. Yaşam düzenlerini ve kültürlerini hayvancılık üzerine kurmuş olan göçerlerin yolu Çivril’den geçiyor.

YOLLARDA TÜKENEN ÖMÜR
Yazar : Tarih : Okunma : 30.120 views Yorum Yap

Aydın’dan hayvanlarını kamyonlarla Afyon yaylalarına taşıyan ve oradan yaya şekilde tekrar Aydın’a dönmeleri yaklaşık sekiz ay sürüyor. Şikayetçi olmadıkları bu eziyet dolu yaşamlarında en ağırlarına giden ise yol güzergahındaki konaklayacakları yerlerde gördükleri muamele. Bazı yerlerde üç gün konaklama imkanı verilmiş olsa da kimi yerlerde muhtarlar tarafından sadece 24 saat konaklama izni veriliyor. Saatlerce yürüyen insanlar ve eşliğinde yüzlerce koyun, keçi tam dinlenemeden yeniden yola koyuluyorlar.
Çivril’de tesadüfen bir keçiyi yürütmeye çalışırken gördüğümüz ve adını sonradan öğrendiğimiz Akkız bizi bu hayatın içine çekti. Keçiyle olan mücadelesi ne yaptığını anlatırken kullandığı şivesi o kadar tatlıydı ki aklımızdan hiç çıkmadı. Birkaç gün sonra aynı güzergahtan geçerken keçileri görünce gözlerimiz Akkız’ı aradı. Tanıştığımız çoban Mehmet Koşar, Akkız’ın akrabası olduğunu ve onların kendilerinden birkaç gün önde yolculuk ettiklerini söyledi.
Biz de Mehmet Koşar’ın obasına gitmeye ve yaşamlarını görmeye karar verdik. Çal, Belevi’de konakladıkları yerde çok sıcak karşılandık. Hazırladıkları keçi peynirinin bulunduğu harika bir kahvaltı ziyafeti yapmadan çekim yapmamıza izin vermediler.


BAZEN SUSUZ KALIYORUZ
Yolculuklarını ve yaşadıkları sıkıntıları anlatan 39 yaşındaki Mehmet Koşar, “Doğdu doğalıdan buyana bu işi yapıyorum. Yani aşağı yukarı 11 yaşından bu yana yapıyorum diyebilirim. Bizim yolculuğumuz Aydın’dan Afyon’a, Afyon’dan tekrar Aydın’a oluyor. Denizli arada kalıyor. Denizli bölgesinden geçip gidiyoruz. Sürümüzde 50 koyun, 300 tane de keçimiz var. Yolculuğumuz elbette zor oluyor. Bir takım sıkıntılar yaşıyoruz. Yeri geliyor yer vermiyorlar, yeri geliyor yer bulamıyoruz. Bazı yetkililer 72 saat izin verirken bazı görevliler bunu 24 saate düşürüyor. Tanklarla sularımızı taşıyoruz. Belirli bir seviyedeyken su ilave edemezsek susuz kalma oranımız yüksek oluyor.” Şeklinde konuştu.


İŞİMİ SEVEREK YAPIYORUM
Obanın genç delikanlılarından 21 yaşındaki Yusuf Aydın ise henüz 10 günlük evli. Neyse ki bir haftalık balayı için tatil yapabilmişler ve yeniden obalarına dönüp yolculuğa katılmışlar. İşini severek yaptığını söyleyen Yusuf Aydın, “Doğduğumdan beri bu mesleği yapıyorum. Deden atadan kalan mesleğimizi sürdürmeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz. Didim’den kalkıyoruz, Nazilli’de hayvanları kamyonlara sarıyoruz ve Afyon’a çıkıyoruz. Oradan da kona göçe her vardığımız yerde 48 saat hakkımız oluyor hayvanlarımızı otlata otlata devam ediyoruz. Kona göçe hayatımız böyle devam ediyor. Konup göçmemiz iki, üç ay sürüyor. Beş, altı ay Didim’de kalıyoruz, üç ay Afyon’da kalıyoruz yıl bitiyor. Her mesleğin olduğu gibi bizim işinde zorlukları var ama kolaylıkları da var. Hayatımdan memnunum, işimi de severek yapıyorum. Çocuklarım olduğunda onlara da bu işi öğretmek isterim. Mesleğimiz onlara kalsın. Yollarda hayvanlar istenmeyen yerlere girebiliyor o zaman tarla sahipleri ile kavgalar çıkabiliyor.”dedi.


BİZ DE TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞIYIZ
Oba üyelerinden 37 yaşındaki Ahmet Koşar hayatlarının sürekli dağlarda geçtiğini ve sosyal bir hayatlarının olmadığını ifade ederek şunları kaydetti; “Şuan ki yaşantımız standartların çok altında. Kış mevsiminde Didim’e gidiyoruz, yaz mevsiminde Afyon’a gidiyoruz yani çok sancılı bir süreç yaşıyoruz. Afyon bölgesinde yaylalarda sıkıntılarımız çok oluyor. Yol hayatı bizim için sancılı bir süreç. Yıllardır yaptığımız için. Gelip geçişlerde bizlere kolaylık tanımıyorlar. Yetkililerin biraz bizlerle ilgilenmelerini istiyoruz. Bakanlarımızdan olsun, hükümetimizden olsun üreticinin desteklenmesini istiyoruz. Gençlerimizin çoğu şuanda tarlalarda çalışıyor amelelik yapıyor. Biraz daha teşvik destek yapılsa bu meslek sevdirilse kolaylıklar sağlansa daha güzel olacak. Bizim açımızdan da daha kazançlı duruma geçeceğiz. Bizim tek isteğimiz biraz daha bize sahip çıkılması, kolaylıkların sağlanması, bize imkanların sunulması. Bazı yerlerde çok sorunlar yaşıyoruz. Yayla bulmakta çok sorunlar yaşıyoruz. Boş yaylaları dahi bize temin etmiyorlar. Boş yaylaları dahi kendi çobanlarına yetersiz olduğunu söylüyorlar ama öyle bir şey yok. Biz de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Bizim tek isteğimiz yaşam standartlarımızın biraz daha lüks hale gelmesini istiyoruz. Bu konuda da bize sahip çıkacak bir tek hükümet var. Bize desteğini biraz arttırırsa, teşvikler artırırlarsa bu mesleği gençlerin de severek yapacağına inanıyorum ve dışa bağımlılıktan kurtulacağımıza inancım var. Biz bu mesleğin son sahipleriyiz. Gençlerimiz bu şartlar altında yaşamak istemiyorlar, durmak istemiyorlar. Gelir düşük, teşvikler düşük. Biraz daha hayvan desteğinin arttırılmasını istiyoruz.”


PARA İÇİN DEĞİL SEVENLER YAPSIN
15 yaşındaki Nazmi Koşar da bu mesleğin içinde doğanlardan. Hayvancılığı meslek edinmiş olan Nazmi Koşar; “Bu mesleği sevenler yapsın. Bazı desteklemeler çıktı herkes hayvancı oldu. Ama bu mesleği seven yapsın, bilen yapsın. Para için yapan arkadaşlar bu işi yapmasın, sevenlerin yapması daha iyi olur. Hem okuyor hem çalışıyorum. Bu mesleği sevdiğim için de bazı şeyleri feda edebiliyorum.”dedi.


YÜKÜN ÇOĞU KADINLARDA
Konar göçer hayatın en büyük çilelerini çekenler ise kadınlar oluyor. Bu hayatın içine doğuyor büyüyor evleniyor ve yine bu hayatın içinde çocuklarını büyütmeye çalışıyorlar. Elektrik yok, su yok, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi yok, düzenli bir hayat yok diyen Emine Koşar, “Üç ay bir yerde kalıyoruz, üç ay başka bir yerde kalıyoruz sonra yine devam ediyoruz. Çocuklarımıza dağlarda bakıyoruz, rezillik işte ama yapacak bir şey yok. Okul zamanları çocuklar babaannelerinin yanında kalıyor. Çamaşır, bulaşığı elimizde yıkıyoruz, yufka yapıyoruz öyle günler geçip gidiyor.”dedi.


MUHTARLAR YER VERMİYOR
Komşu obada bulunan Turan Aydın atadan gelen mesleklerini devam ettirmeye çalıştıklarını ifade ederek şunları söyledi; “Aydın Kuyucak da oturuyoruz. Bizim atadan ededen kalma geleneksel bir meslek. Bizim bazı zorluklarımız, sorunlarımız oluyor. Mesela buradan çıkıyoruz Afyon’a. Afyon’da bizi durdurmak istemiyorlar. Hem bakanlıktan bu hayvancılığı üretin diyorlar biz de üretmeye çalışıyoruz bazı yerlerde köy muhtarları bile bize kısıtlama yapıyor. Oturmayın diyorlar, hazine yerlerini bile bize çok görüyorlar. Biz bunların dile getirilmesini ve bakanlığa iletilmesini istiyoruz.”


HAVADA YAPRAĞIMIZ YOK YERDE TOPRAĞIMIZ YOK
Bir başka göçer Mehmet Gezgin ise çıkan yasa ile keçiyi bırakarak koyun üretmek zorunda kaldıklarını belirterek; “Biz hayvancılık yapıyoruz. Önceden keçilerimiz vardı ama Orman bakanlığı bir yasa çıkardı keçiyi bıraktık koyuna döndük. Biz koyundan da memnunuz ama bir mahalle muhtarına bizim gücümüz yetmiyor. Yeri geliyor birlik başkanımız bizimle ilgilenmiyor. İlgilenmediği için köy muhtarı jandarmayla orada burada geliyor bizi baya rezil ediyorlar. Bizim havada yaprağımız yok yerde toprağımız yok, yapacak bir şey olmadığı için sadece malımızla hayvanımızla ilgileniyoruz, çoluğumuzu çocuğumuzu bununla okutuyoruz. Bize yardımcı olan olsa daha iyi olacak. Biz şimdi koyuna döndük burada bir iki ay kalırız sonra Aydın’a gideriz. Aydın da kışımızı geçiririz tekrar Çivril bölgesinde yaylaya çıkarız. Başka türlü bir sıkıntımız yok. Devlet bize üretin diye destek veriyor ama sahip çıkan olmayınca, biz de zor durumda kalınca satmak zorunda kalıyoruz. Çoğu sattı yerleşik hayata geçti. Şurada üç beş Yörük kaldı. Sahip çıkan olmadı mı yarın bizlerde satacağız. Millet kurbanlığını nereden alacak, eti sütü nereden yiyecek onu bilen yok. Dediğim gibi yeri geliyor bize bir köy muhtarı çok geliyor. Jandarma geliyor kalk, köy muhtarı geliyor kalk e, biz nereye gideceğiz. Tamam yazın dağlarda vaktimizi geçiriyoruz, ovaya geliyoruz jandarma, muhtar başımıza biniyor Aydın’a kadar perişan içinde. Birlik başkanlarımız bize sahip çıkarsa biz de bu hayvancılığı yaparız. Sahip çıkan olsa iki yüz koyun varsa biz onu beş yüz yaparız ama sahip çıkan olmadığından güdeceğimiz kadar, otlatacağımız kadar hayvan yetiştiriyoruz o da bizim rızkımıza anca yetiyor. Çocuklarımız okuyor, biz perişan durumdayız bizim devletten başka bir beklentimiz yok sahip çıkılsın yeter.”şeklinde konuştu.
Hoş sohbetlerin ardından önümüzdeki sene tekrar buluşmak dileğiyle obadan ayrılıyoruz. Akşam olup biz yumuşacık yatağımıza sokulurken onlar toprak üzerine kıvrılıp yatıyorlar. Yollarda ömürlerini tüketen göçebelere sahip çıkılmazsa Yörük kültürü de bir süre sonra kaybolup gidecek.
H:Serap Sofulu

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

 width=