Merhaba!

Efendim, günlük hayatın telâşı içerisinde bir koşuşturmadır almış başını gidiyor. Çoğu zaman bize sunulan imkânları ve nimetleri görmek, farkına varmak idrâkinde olamıyor, derin anlamlar ifâde eden kimi şeylere yüzeysel olarak bakıp geçiyoruz. Zaman kavramı hep aynı seyirde akmasına rağmen, zaman içerisinde dolaşan insan her şeyi hızlandırmış durumda. Zâten kısa olduğunu düşündüğümüz hayâtımıza daha çok meşgaleler katarak en önemli sermayemiz olan zamânı tıka basa doldurma telâşındayız. Konunun ehil kişileri günümüz insanını buhrâna sokan bu kalabalık fikriyattan kurtulmanın çâresini yavaşlamakta bulmuş. Ne kadar yavaşlarsak, maddedeki mânâyı anlamak o kadar mümkün olacak diye özetlemişler. Bugünün insanları olarak bizler de (İstisna insanları tenzih ederim) maddenin daha fazlasına ulaşmak için telâşlanırken, ezelde takdir edilenden öteye geçemeyeceğimizin farkına varamıyoruz. Kayserili Beliğ isimli şâirimiz uzunca bir şiirininbir beytinde;

Kendi kendine gelir kısmetinde varsa devlet

Vaktini gözlemeyen yok yere kavgaya düşer

diyerek bu konuya açıklama getirmiş. Kısmette varsa zenginlik, mal mülk, para pul, kaçsan dahi ardından koşup gelir seni yakalar. Kısmetinde değilse bütün dünyâ bir araya gelse nasibinde olandan fazlasına kavuşmak mümkün olmaz. Bize takdir edilen ne varsa vakti geldiğinde muhakkak gelip bizi bulacaktır, endişelenmeye gerek yok. Tabii ki bu fikir, çalışma ve gayretin olmayacağı, sâdece tevekkül içerisinde nasibin bekleneceği anlamına gelmemelidir, emek olmadan yemek olmaz demişler. Burada altı çizilen görüş; insan sâdece çalışmasının karşılığını alarak bir kazanca ulaşacak olsaydı çok çalışan herkes çok zengin olur, herhangi bir çaba göstermeyen herkes de açlıktan ölürdü düşüncesidir. Bu sâdece bir düşünceden ibâret değildir, istisnaları bir kenara koyarsak gerçekte de genel olarak böyle oluyor. Buna en güzel örnek bebeklerdir. Bebeklerin önce emeklemek sonra yürümek ve hayatı tanımaya çalışmaktan başka bir gâye ve gayretleri olmamasına rağmen hemen hemen bütün ihtiyaçları görülüyor. Kimse bir bebeği “İşlerini biraz da kendin gör” diyerek kendi hâliyle baş başa bırakmıyor. Ezelde takdir edilen gelip bizi bulacağına göre gayret ve tevekkül dengesini korumaya çalışmak en güzeli galiba. Bu konuyla ilgili Sultan II. Mahmud’un günümüze kadar ulaşan, yeri geldiğinde kullanmaktan keyif aldığımız “Vermeyince mâbud neylesin Sultan Mahmud” sözüne konu olan “Tıkandı Baba” hikâyesine bir yerlerde rastlamışsınızdır. Rastlamayanların arayıp bulmalarını, okuyup bu güzel ve neşeli hikâyeden hisse almalarını tavsiye ederiz. Okumanın bir güzel tarafı da bu olsa gerek, sizi başka sulara götürecek rüzgârlarla dolar yelkenleriniz, sonra da bir denizden ötekine gezer durursunuz.

Yazıyı taçlandıran şiir, ilim ve kültür dünyâmızın önemli değerlerinden Kemâl Paşazâde’ye âittir. Şiirde; insanın kısmetinin peşinde diyardan diyara dolaşarak yeryüzüne dağıldığı,bir şeylerden kaçmak üzere gökyüzüne çıksa bile iyi ya da kötü, başına bir şey gelecekse orada kendisi için takdir edilenle karşılaşacağı, insanın hayâtı boyunca beslenip doyduğu nimetleri kendisine sunan yeryüzünün (kara toprağın) en sonunda imkânlarından istifâde eden insanı da kendi sînesine çekeceği anlatılır.

Kemâl Paşazâde, Osmanlı târihinde ilme ve ilim insanına verilen kıymetin bir delili olan çok mühim bir vakanın başrollerinden birinde yer almıştır. Padişah I. Selim (Yavuz Sultan Selim) ordusu ile birlikte Mısır seferinden İstanbul’a dönerken Adana civarında bastıran şiddetli yağmursebebiyle birkaç gün bölgede konaklamak durumunda kalmıştır. Tekrar yola çıkılacağında ortalık çamur içerisindedir. Yavuz, yanı başında çok değer verdiği ilim adamı Kemâl Paşazâde olmak üzere atıyla yol alırken Kemâl Paşazâdenin atı tökezleyerek yerdeki çamur birikintisini sıçratır, sıçrayan çamur Yavuz’un kaftanına bulaşır. Tökezlemeden dolayı hem atının öne geçmiş olmasından hem de padişahın kaftanını kirletmiş olmaktan sebeple Kemâl Paşazâde mahcubiyet içerisinde bir endişeye kapılır. Bunun farkına varan Yavuz “Bu kaftanı ben öldüğümde sandukamın üzerine örtün, bir ilim adamının atının ayağından sıçrayan çamur benim için saygı ve hürmet vesilesidir” diyerek ilme ve ilim adamına verdiği kıymeti ifâde eder. Kaftanın nasibinde bir avuç çamur varmış, bizim nasibimize düşense târihten alınan bir parça lezzet, bir parça da ibret.

***

Bir Kelime

Devlet: Tâlih, baht. Servet, kısmet. İktidar, egemenlik.

***

Efendim, hepimiz için yarın endişesinden kurtularak bugünün tadına varabildiğimiz, umduklarımıza nâil, korktuklarınızdan emîn olduğumuz günler temenni ederim. Yeniden buluşana dek hoşça bakın zâtınıza. Yolcu yolunda gerek, kalın sağlıcakla.