ŞEMS-İ TEBRÎZî VE MEVLÂNÂ CELALEDDİN-İ RUMİ

Mevlânâ ve Şems, 13. yüzyılda ilahi aşkın yolunda ruhlarıyla birleşmiş iki can olmuşlar. İkisi arasındaki o güçlü bağ sayesindebugün iki ruhun birbirini tamamlaması konusunu belki bu kadar iyi anlayamazdık. Birbirlerine yazdıkları şiirler ve mektuplarda duygularının büyüklüğü, onların sanki bambaşka bir âlemden geldiklerini gösterir gibi. Bu kapsamda her ikisinin de sözlerinden yola çıkaraküç kavram üzerine sizleri..

ŞEMS-İ TEBRÎZî VE MEVLÂNÂ CELALEDDİN-İ RUMİ
Yazar : Tarih : Okunma : 243 views Yorum Yap

Mevlânâ ve Şems, 13. yüzyılda ilahi aşkın yolunda ruhlarıyla birleşmiş iki can olmuşlar. İkisi arasındaki o güçlü bağ sayesindebugün iki ruhun birbirini tamamlaması konusunu belki bu kadar iyi anlayamazdık. Birbirlerine yazdıkları şiirler ve mektuplarda duygularının büyüklüğü, onların sanki bambaşka bir âlemden geldiklerini gösterir gibi.

Bu kapsamda her ikisinin de sözlerinden yola çıkaraküç kavram üzerine sizleri düşündürmek isterim. Öncelikle hayatın anlamı ve sevgi üzerine yazdıklarına bakalım.

Şems-i Tebrîzî:

”Aradığın şey o kitaplarda değil.

Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın.

Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın.

Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın.

Dünyadaki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz.

Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.”

Derken,

Mevlânâ da şu dizeleri yazmış:

“Bir can var canında o canı ara,

Beden dağındaki gizli mücevheri ara,

Ey yürüyüp giden dost, bütün gücünle ara,

Aradığını dışarıda değil, kendi içinde ara.”

Kısacası, aradığın şey her ne ise, Mevlânâ ‘yüreğinde ara’ derken, Şems de ‘kendi içinde ara’ der.

Peki, biz insanlar bir ömür aslında neyi ararız?

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, bir başka cümlesinde “Ayna ile terazi hile bilmezler, yalan söylemezler.” der.

Ama insanlar hile de yalan da biliyor maalesef. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda insan ömrü uzasa da, bir şekilde anlamını yitirdi yaşamanın. Teknolojik gelişmelerle uzaya çıkan insanoğlu, inanacak bir şey arayıp dursa da bulamadı. Çoğunlukla tüketerek mutlu olmayı arzulatan kapitalizm herkeste bir hüsran bıraktı. Çıkarlar, yalanlar, hırsızlıklar, adaletsizlikler aldı başını gitti. Dürüst ve mütevazı olmak zayıflık, adil ve hoşgörülü olmak enayilik sayıldı. Aynalar da, teraziler de şaştı kaldı bu işe… Baktılar ki olmayacak öyle. Aynalar da yalan söyledi. Teraziler de hile yaptı.

Düşünsenize bir mağazada aynada beğendiğiniz elbise, eve geldiğinizde hiç hoş görünmedi gözünüze. Camı yamuk aynalar, sırrı iyi olmayan aynalar türedi her yerde. Pazarda aldığınız 2 kilo eve geldiniz oldu 1,5 kilo. Gıdanın her çeşidinde bin bir oyun, siyah zeytin diye aldığınız evde yıkanınca oldu ermemiş zeytin. Her şeyin çakması mı olur. Oldu işte. Neye, kime inanacağımıza şaşırdık kaldık hep beraber.

800 yıl öncesinden söylenmiş o cümlenin geçerliliğini yitirdiği günlere geldik. Gerçekleri gösteren aynalar kırıldı. Yanlış yapan teraziler bir üst tura katılmaya hak kazandı. En sonunda aynalara bakmayı da unuttuk, birbirimize ayna olmayı da. Bu sanal ve hızlı çağda, yüreğimizde aradığımız her ne ise, çok derinlerde saklı kalmış ve çıkarılmaya mahkûm gibi bizim keşfimizi bekliyor.

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

İlk yorumu siz yazın

 width=