MYRİOKEPHALON SAVAŞI’NIN YERİNİ ARAŞTIRMA KONUSUNDA BANA YÖNELTİLEN BAZI SORULAR (BÖLÜM 5)

Sayın Başkaya, daha önceden dört bölüm halinde hazırladığımız sorulara içtenlikle cevap verdiniz. İzninizle size birkaç sorumuz daha olacak. Konuya ilgili olan bizler de gelişmeleri takip ediyoruz.

MYRİOKEPHALON SAVAŞI’NIN YERİNİ ARAŞTIRMA KONUSUNDA BANA YÖNELTİLEN BAZI SORULAR (BÖLÜM 5)
Yazar : Tarih : Okunma : 2.388 views Yorum Yap

Bir ünlü tarihçimiz bu savaş için iller arası paylaşılamayan savaş demiş. Gerçekten de kimi zaman bu konuyla ilgili haberler çıkıyor ve kimi iller kendilerinde kanıtlandığını ileri sürüyor, bu konuya ne dersiniz?

Evet, o tarih hocamızın o başlıktaki makalesini ben de okudum. Gerçekten de iller arası paylaşılamayan hale dönüştü. Bunu Myriokephalon Savaşı’nın önemine vermek gerekiyor. Ancak Düzbel Geçidi de dâhil olmak üzere henüz kanıtlanan bir durum yok. Asıl tartışma o yılların tarihsel coğrafyasını günümüz coğrafyasına uydurabilme. Bu konuda durum hayli renkli hale geldi. Yani bilimsellikten uzaklaşıldı diyesim geliyor. Çünkü adı geçen yerler zorlama ile başka yerlerde gösterilmeye çalışılıyor.  Bir örnek vermem gerekirse, tarihsel adı Meander olan Büyük Menderes’in kaynakları bölgemizden çok uzaktaki bir gölün yanında gösteriliyor. Dinar, Alaşehir, Laodikeia…. gibi yerler de nasibini alıyor.

Çoğu zaman sözünü ettiğiniz kitabınız, konuyla ilgilenen bazılarınca merakla bekleniyor. Ancak henüz göremedik. Niçin?

Konunun seyri kişiden kişiye değişir. Konu hayli tartışılan bir konuda olursa biraz daha önem kazanıyor. Öncelikle bilimsel kalıplar dışına çıkılmaması gerekiyor. Neredeyse her sözcüğün iyi incelenmesi gerekiyor. Bir de işin hukuki boyutu var. Yani bir başkasının fikrini, düşüncesini aktarmada yasal kurallar var. Yani konu a’nın yerine b gelir, c’nin yerine d gelir konusu değil. o yüzden yavaş ilerliyor. Kaynak bulma, değerlendirme elbette zaman alıyor. Önemli olan son şeklini alması, zaman önemli değil.

Peki, siz bu savaş yeriyle ilgili tartışmalara son noktayı koymayı umuyor musunuz?

Böyle bir şey çok iddialı olur. Savaşın gerçekleştiği yıldan bu yana tam 844 yıl geçmiş. Daha da kaç yıl geçecek bilinmez. Tartışmalar elbette devam edecek. Baştan ben kendim kitap çalışmama öyle bir misyon yüklemiyorum. Bu haksızlık olur.

Peki, o halde beklentiniz nedir? Geçenlerde okuduğum bir makalede Uluborlu- Pupa Boğazı kanıtlandı diye okumuştum. Siz bu görüşlere bir karşı görüş sergilemeyecekseniz, kitabınızın nasıl bir amacı olacak?

Bir önceki sorunuzda tartışmalara son noktayı koymayı umuyor musunuz diye sormuştunuz. Ben de kendimi o konuda yetkili görmediğimi anlatan ifadelerde bulundum. Elbette Uluborlu- Pupa Boğazı görüşüne de eleştirilerimi getiriyorum. Her ne kadar o konudaki ilgili makalelerde tarihsel yayınlara başvuruluyor ise, ben de benzer yayınlardaki farklı görüşleri ortaya koymaya çaba gösteriyorum. Ancak bilimsel sonuca varılıncaya kadar bu tartışmalar bilimsel anlamda ve çizgide devam edecek.

Siz Çivrilli olduğunuz halde Çivril’deki görüşlere hep karşı çıkıyorsunuz. Bu konuda ne dersiniz?

Çivril ya da başka bir yer fark etmez. Konunun tarihsel gerçekliği var. Eğer bu savaş Düzbel Geçidi’nde gerçekleşti ise tarihsel gerçekliği var. Eğer öne sürülen yerlerin tarihsel gerçekliği kanıtlanabilirse aynı durum geçerli. Düzbel Geçidi, herkesin bildiği gibi günümüzde de Denizli- Afyonkarahisar ile devlet sınırını, yani iki il sınırını barındıran bir yer. 9 km’si Denizli il sınırı içinde yani ilçemiz Çivril’e bağlı. Diğer 8 km’lik bölümü de Afyonkarahisar il sınırı içinde ve Kızılören ilçesine bağlı. Bu durumda Myriokephalon Savaşı Düzbel Geçidi içinde gerçekleşti ise, bu savaş sadece Çivril sınırı içinde gerçekleşti denemez. Sonuçta benim karşı çıktığım bu. Geçidin 9 km’si Çivril’de ve Düzbel mahallesi de bu alanın önemli uzantısı. Homa/Gümüşsu da öyle. Özellikle Siblia tarihsel bir kimliği olan ve Bizanslılarla Selçuklular arasında gerçekleşen barış anlaşmasında yer almış bir yer.

Son bir sorumuz da şu: Kitabınızda neyi amaçlıyorsunuz?

Buna amaç değil de beklenti diyelim. Yaklaşık 1890’larda W. M. Ramsay tarafından ilk olarak ileri sürülen Düzbel Geçidi görüşü 1945 yılında Feridun Dirimtekin’in “Konya ve Düzbel” eseriyle yeniden gündeme geldi. Benim kitabımla en azından yeniden hatırlanması.

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

Bunlarda İlginizi Çekebilir

 width=