İngiliz Sir Andrew Ryan

Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Bu tapuyu yırtmak isteyenler, çokça “Lozan yalanı” üretip genç beyinleri bu yalanlarla zehirliyor.

Bugün, 24 Temmuz 2017; Lozan’ın 94. Yıldönümü… Lozan yalanlarına cevap vermenin tam zamanıdır.

İSMET PAŞA LOZAN’DA İYİ MÜCADELE ETMEDİ Mİ?

İsmet Paşa, Kasım 1922’de Lozan’a giderken Türkiye, 1912-1922 arasındaki 10 yıllık savaştan yeni çıkmıştı. Aç, sefil, savaş yorgunu 14 milyon insan bir an önce barışa kavuşmak istiyordu.

Lozan Konferansı devam ederken İstanbul ve Çanakkale boğazları işgal altındaydı. Boğazlarda İngiliz, İzmir limanında Fransız savaş gemileri vardı.

Lozan’a İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti, Boğazlar konusu için Sovyet Rusya ve Bulgaristan, belirli konular için Belçika ve Portekiz ile gözlemci olarak ABD katılmıştı. Lozan’da, İngiltere’nin liderliğinde Türkiye karşıtı bir “birleşik cephe” oluşmuştu. Türkiye, neredeyse bütün bu devletlere karşı tek başınaydı.

Türkiye, Lozan’a Kurtuluş Savaşı’nın galibi olarak giderken, Müttefikler Türkiye’yi 1. Dünya Savaşı’nın mağlubu olarak görüyor; Türkiye’ye üç dört yılın değil, Atatürk’ün ifadesiyle “son 300-400 yılın hesabını sormak” istiyorlardı.

İsmet Paşa, Lozan’da kendisine TBMM tarafından verilmiş olan 14 maddelik bir talimatnameye uygun hareket etti.

İsmet Paşa, Lozan’da iyi mücadele etti. Üç ay sonra Müttefikler’in sunduğu, Sevr’in biraz yumuşatılmış şekli olan antlaşma teklifini, Ankara’nın da onayını alarak reddetti. Lord Curzon’un ifadesiyle, “İsmet, söylediğimiz her şeye aynı sıradan bayatlıkla cevap verdi: Bağımsızlık ve hükümranlık!” Bunun üzerine Lozan Konferansı 4 Şubat 1923’te kesildi. İsmet Paşa ve heyeti Türkiye’ye döndü.

Konferans dağılır dağılmaz Atatürk, Türk Ordusu’na “hazır ol” emri verdi. İzmir Limanı’nda demirli Fransız savaş gemilerini kovdu. Kapitülasyonların kaldırılmasına yanaşmayan Batı’ya, ekonomik bağımsızlık konusunda ne kadar kararlı olduğunu göstermek için İzmir İktisat Kongresi’ni topladı.

Sonuçta, 23 Nisan 1923’te Lozan Konferansı yeniden başladı. Aylar sonra, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı.

İsmet Paşa, Lozan’daki direnişi sırasında adeta yaşlanmıştı. 22 Aralık 1922’de Atatürk’e gönderdiği telgrafta şöyle diyordu: “Görüştüğümüz zaman saçlarımı bembeyaz, yaşımı on yaş daha ileri bulacaksın.”

LOZAN HEZİMET MİDİR?

Lozan’da kapitülasyonları kaldırdık, Ermeni yurduna izin vermedik. Böylece temel istekler bakımından yüzde 100 başarılı olduk. Karaağaç’ı aldık, kabotaj hakkını elde ettik, savaş esirleri konusunu çözdük. Ege adalarından Meis, Semadirek, Bozcaada, İmroz (Gökçeada), Tavşan adalarının bize bırakılmasını, diğer adaların ise bize bağlı özerk veya bağımsız olmasını istedik. Sonuçta Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adaları ve Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adaların, adacıkların ve kayalıkların hepsini aldık. Ayrıca Yunanistan’a bırakılan adaların askerden, silahtan arındırılmasını sağladık. Bizdeki adalardan Meis’i kaybettik. (Lozan, Madde: 12, 13, 15, ek XV). Adalar konusunda yüzde 50 başarılı olduk. Osmanlı borçlarının paylaşımı ve ödenmesi konusunda da yüzde 50 başarılı olduk: Borçların orantılı olarak Osmanlı’dan kopan devletlere bölüştürülmesi ve altın ya da sterlinle ödenmemesi konusunda başarılı olduk, ancak borçlar hesaplanırken 1918 yılının dikkate alınmasında başarısız olduk. Trakya sınırında ve boğazlarda askerden arındırılmış bölgenin yabancılar tarafından denetlenmemesi isteğinde de başarılı olduk, ancak buraların saldırıya uğraması hâlinde Müttefikler’in Türkiye’ye güvence vermesi isteğinde başarısız olduk. Bunda da yüzde 50 başarı var.