KÖY ESTİTÜSÜ MEZUNU EMEKLİ ÖĞRETMEN VEFAT ETTİ

Köy Enstitülerinin ilk mezunlarından Çivrilli Mehmet Reşit Akay vefat etti.

KÖY ESTİTÜSÜ MEZUNU EMEKLİ ÖĞRETMEN VEFAT ETTİ
Yazar : Tarih : Okunma : 296 views Yorum Yap

Köy Enstitülerinin ilk mezunlarından Çivrilli Mehmet Reşit Akay vefat etti.

Isparta Gönen Köy Enstitüsünün ilk mezunlarından ve Çivril’de yaşayan son enstitülü öğretmen olan Mehmet Reşit Akay 99 yaşında vefat etti.

1940 yılında kurulan Isparta Gönen Köy Enstitüsünden mezun olduktan sonra Süngüllü, Gümüşsu, Yuvaköy ilkokullarında yıllarca öğretmenlik yapan Mehmet Reşid Akay son olarak Çivril 30 Ağustos İlkokulunda görev yapmış ve 1973 yılında emekli olmuştu.

Mehmet Reşit Akay 1948 yılında Gönen Köy Enstitüsünde Fakir Baykurt ile aynı sınıfta eğitim almıştı.

5 çocuk babası olan ve oğlunun yanında kalan Akay’ın cenazesi köyü Emircik mahallesinde toprağa verildi.

Genç Çivril Gazetesi olarak merhum öğretmenimiz Mehmet Reşit Akay’ı 2019 yılı 24 Kasım Öğretmenler gününde evinde ziyaret etmiş ve bir röportaj yapmıştık.

ASIRLIK ÇINAR UNUTULDU

Mehmet Reşit AKAY 95 yaşında. Türkiye’de Köy Enstitülerinde görev alan sadece 17 öğretmen biri. Öğretmenler günü sebebiyle evine yaptığımız ziyaret kendisini çok mutlu etti.  Duyduğu memnuniyet o kırışmış yüzündeki inci gibi parlayan gözlerinden okunuyordu. Bizimle, görev aldığı yıllardan, yaşadıklarından, anılarından kesitler paylaştı.

1927 yılında Çivril’in Emirhisar kasaba doğumlu olmasına rağmen nüfusa geç yazıldığını gerçekte 95 yaşında olduğunu ifade eden Mehmet Reşit Akay; “İlkokulu burada Emirhisar’da okudum. 1939-40 yıllarında mezun olduktan sonra Köy Enstitülerine gittim.31 Ekim 1946 yılında öğretmen olarak mezun oldum ve kendi köyüme Emirhisar’a öğretmen olarak geldim. 1956 yılında Süngüllü’ye oradan da askere gittim. 18 ay Yedek Subay olarak askerlik yaptıktan sonra beni Homa’ya verdiler. Homa’da beş sene, Yuvaköy’de üç sene görev yaptım. Sonra Çivril 30 Ağustos okulunda görevimi tamamlayıp, emekli oldum.” Dedi.

“TABİATLA OKUL KUCAK KUCAĞAYDI”

Devletin bu Enstitülere katkısı hemen hemen yok denecek kadar az olduğunu söyleyen Mehmet Amca; “ Öğrenciler, bir yandan eğitim görürdü diğer yandan da kendi dersliklerimizi, barınaklarımızı, kısaca kendi gereksinimlerimizi, öğretmenlerin ve usta öğreticilerin gözetiminde kendimiz yapardık.

Köy Enstitülerinde ayrı bir eğitim vardı. Tabiatla okul kucak kucağaydı. Bir tarafta doğa bir tarafta okul vardı. 1952 yılına kadar 17300’ün üzerinde öğretmen mezun oldu.  Tarlalarımız vardı bizim. Öğretmenlerimiz bizi tarlalara götürür, baktırıldı. Sürme zamanı geldiyse sürdürüldü.  Eker, diker, sürerdik. Arpa’sını hayvanlara verirdik. Hayvanlarımız da vardı bizim. Bir inek 22 kilo süt verildi. Buğdayını da verir okulda ne lazımsa onu alırdık. Biz tarımda yapardık.

Sanatım vardı benim, dokumacıydım. Battaniye dokudum çok. Okulun tüm iç çamaşırlarını biz dokurduk. Ayda bir hafta sanata, bir hafta tarıma gidiyorduk. Kendi ihtiyacımızı kendimiz üretiyor, kendimiz tüketiyorduk. Kapatıldı, çok üzüldüm.” dedi.

 

İsmet İnönü’nün köy enstitülerini ziyaret etmesini unutulmaz anıları arasında anlatan Mehmet Amca; “İnönü okula geldi hava değişti. Yenilikler, güzellikler yeni bir hava geldi. İnönü sınıfa girdi arkadaşıma problem sordu. Unutamadığım hatıram oldu.” dedi.

O dönemlerde her şey az olsa da köy enstitülerinin bu kıtlığı hissetmediğini, kendi kendisini idare edebilen bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Mehmet Amca; “O zaman her şey bol değildi ama Köy Enstitülerinde biz hiç yokluk görmedik. Alman harbi vardı o zaman askerlere yiyecek ne veriyorlarsa bize de aynısını veriyorlardı. Şimdi ki öğretmenler Köy Enstitüsünde yetiştirsin öğrencilerini. Böyle istiyorum ama olmaz bitti, bitti. O zaman İğdir’li Hakkı vardı rahmetli oldu. O Çivril’in bir numaralı marangozuydu. Köy Enstitüsünden mezun, orada ki sanatı marangozculuktu. Kendi işimizi kendi kendimize yapardık. “dedi.

“NELER YAPMADIK Kİ”

Dersleri uygulamalı olarak yaptıklarını söyleyen Mehmet Amca; “Duvar da ördük, kapının kilidini de yaptık, binayı da ördük, çatısını çattık, sıvasını yaptık, neler yapmadık ki… Ellerimizle kurduğumuz okulda, tarım, hayvancılık, demircilik, marangozculuk, dokumacılık sanatları üzerine uzmanlaştık. Kültür dersleri, tarım dersleri ve sanat derslerimiz vardı.

Öğretmenler de aynı bizim giydiğimiz giysiyi giyerdi. Yani dokumacılığı tezgâhı çizerek falan öyle bir şey yoktu. Dokuma tezgâhı yaparak yaşayarak görecek orada. Ben dokuma tezgâhının başındaydım. Okuldaki bütün örencilerin çamaşırlarını ben dokuyarak çıkarmıştım. Mandolin, piyano, keman ve bir de bağlama vardı, akordeon, davul, zurna vardı. Ben de çok iyi mandolin çalarım. Çok ta severim. Notaları bilirim, okulda öğrendik. O zaman herkes birer şey çalardı. O top sahasını da öğrenciler yaptı. Herkes her şey çalabiliyordu. Müzik dersini yaparak ve yaşayarak öğreniyorduk. Kara tahtaya nota çiziliyorduk.” Dedi.

ÖĞRETMENLER TOPLUMUN MİMARI

Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler istisnasız çalışkan olduğunu ifade eden Mehmet Amca; “Tatile bile gitmek istemezdik. Bize verilecek işi bekler ve o işi yapardık. Ahlaklıydık, yalan söylemezdik. Hırsızlık olmazdı.” dedi.

Öğretmenler gününde öğrencilerinden arayan, gelen oldu mu diye sorduğumuzda; “Geçen sene çok olmuştu ama bu sene tek siz geldiniz. Teşekkür ederim. Gönül kızımız geldi. Ben de tüm öğretmenlerin gününü kutluyorum. Atatürk’ün de dediği gibi öğretmenlik her şeyin üstündeki bir sanattır. Atatürk, ‘Türkiye Büyük Millet Meclisindekilere ne maaş verilecek denildiğinde Öğretmenlere ne maaş veriyorsanız onu vereceksiniz’ diyor. Öğretmenler toplumun mimarı. Topluma şekil veren bir meslektir öğretmenlik.” Dedi.

“KÜTÜPHANE AÇACAK KADAR KİTAPLARIM VAR”

Sayısını hatırlayamayacak kadar çok kitap okumuş olan Mehmet Amcanın kendisine ait şiirleri de bulunuyor. Emekli olduktan sonra Kızılay, Çevak, Tema Vakfı gibi kuruluşlarda uzun yıllar görev alarak sosyal sorumluluklarını yerine getiren Mehmet Amca 2001 yılının Mayıs ayında  TEMA Vakfı için yazmış olduğu şiirinin bir kaç kıtasını bizlere okuyor:

AĞACIN ARZU HALİ

Ben bir ağacım.

Sakarya boylarında kavak,

Amasya’da elma,

Ege’de portakal,

Malatya’da kayısı,

Karadeniz’de fındığım ben.

Eriğim, dudum, bademim, kirazım.

Yüzlerce türümle sizlere çerezim ben.

Ben bir ağacım.

Meşeyim, ardıcım, çamım,

Uludağların yamaçlarında…

Toroslarda göklere değer başım.

Ormanım ben…

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

İlk yorumu siz yazın

 width=