KÖKLERİN SESİ

Ezelden âşinânım ben ezelden hem-zebânımsın,
Berâber ahde bağlandık ne olsan yâr-i cânımsın.
Ne olsam zerrenim kalbimde hâlâ çarpar esrârın,
Gel ey canân gel ey cân kalmasın ferdâya didârın.

KÖKLERİN SESİ
Yazar : Tarih : Okunma : 555 views Yorum Yap

Merhaba!

 

Efendim, bir hafta aradan sonra yeniden birlikteyiz. Yazdığı emsalsiz şiirleri hacimli bir kitapta toplanarak okuyucuya arz edildiği hâlde İstiklâl Marşı ve birkaç şiiri müstesnâ olmak üzere geri kalanları neredeyse hiç bilinmeyen Mehmet Âkif de başka birçok değerimiz gibi hak ettiği ilgiyi görmüyor maalesef. Geçtiğimiz günlerde 84. Ölüm yıldönümünde hâtırâsı yâd edilen Âkif’in en önemli şiiri şüphesiz İstiklâl Marşımızdır. İstiklâl Marşının hangi şartların ve mânevî iklimlerin tesiri altındayken yazıldığını, Âkif’in İstiklâl Marşımızın şâiri olmaktan öte millî mücadele esnasında üstlendiği vazifeyi, Anadolu insanını millî birlik altında toplama gayretlerini anlatabilmek kısa bir yazıyla mümkün görünmüyor. Bugün herhangi bir bilgiye ulaşmak kadar kolay bir şey yok desek yeridir, dileyenler bu konuyu araştırıp bilgilerini gözden geçirebilir. Bilgisizlik mazur görülebilecek bir eksikliktir, herkes her şeyi bilemez fakat ilgisizliği hoş karşılamak pek kabul edilebilir bir şey değil. Rastgele on kişiyi yoldan çevirsek ve millî marşımızı okumasını, sonraki nesillere neler anlatmak istediğini açıklamasını istesek eminim ki bizi üzecek (gülünç)sonuçlarla muhâtap oluruz. Yaşıyorsa kulakları çınlasın öldüyse Allah rahmet eylesin ortaokulda bir matematik öğretmenimiz vardı, matematik dersi sözlü imtihânında İstiklâl Marşımızı okutur, on kıtayı okuyup rastgele sorduğu birkaç kıtanın açıklamasını yapabilene tam puan verirdi. O zaman için çocuk aklımızla bize komik ve eğlenceli gelen bu matematik dersi sözlüsünde bizlere;“Evlatlarım, İstiklal Marşımızı bilmezseniz size matematiği nasıl anlatabilirim. Neden matematik ya da başka bir dersi öğrenmeniz gerektiğini siz nasıl anlayacaksınız!” diye seslenen öğretmenimizin ne kadar doğru ve yerinde bir iş yaptığını zaman içerisinde daha iyi anlamış bulunuyorum. Yazımızın başında okuduğunuz dörtlük Âkif’e âit son derece zarif bir şiir olmakla birlikte bu zarâfetin farkına varan bestekârı tarafından hüseynî makamında bestelenerek rûha tesir edecek başka bir forma da aktarılmıştır. Umulur ki İstiklal Marşımızın derin mânâsı da bestelenen bu şiirde olduğu gibi anlaşılarak âmiyâne tâbirle -korkma sönmez- söyleminden öteye geçerek genç neslimiz tarafından idrâk edilir. Umulur ki Âkif’in “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” niyâzı, ilâhî makamda ebediyete kadar makbûl bir dua hükmünde olur. Umulur ki kökü mâzide olan ve köklerinden bizlere seslenen medeniyetimiz, bizi âtîye taşıyacak bir köprü olma hüviyetine eski kudretiyle ve mânâsıyla tez zamanda kavuşur. Mehmet Âkif’in benzersiz üslûbuyla yazmış olduğu şiirlerinden; Çanakkale Şehitlerine, Küfe, Seyfi Baba, Bülbül, Ağlarım Ağlatamam şiirleri ve daha niceleri okunup anlaşılmayı beklemektedir.

***

Bir dönem Burdur Milletvekilliği de yapmış olan Mehmet Âkif ERSOY’ un asıl mesleği veteriner hekimliktir. Âkif, veterinerlik fakültesinde müdür yardımcılığı yaptığı dönemde muhasebe biriminden gelen bir yazıyı anlayamamış. Yazıyı yazan Sâlih Efendi’ye giderek yazıda ne ifâde etmek istediğini sormuş. Sâlih Efendi; “Biz yazıyı iki farklı anlam çıksın diye böyle yazdık efendim!” deyince, Mehmet Âkif ERSOY dayanamayarak eklemiş, “Şaşırdım açıkçası, biz bu yazdıklarınızdan bir anlam bile çıkaramadık da…”

Mehmet Âkif’ in son derece pejmürde bir hayat süren Şâir Neyzen Tevfik ile sıkı dostlukları vardır. Bir gün Neyzen Tevfik’e misafir olur. Birlikte bir şeyler yemek söz konusu olunca Âkif ellerini yıkamak üzere lavaboya gider. Neyzen Tevfik de peşi sıra giderek ellerini yıkamayı bitiren dostuna ellerini kurulaması için bir havlu uzatır. Havluya elini uzatan Âkif havlunun kirden kararmış olduğunu görüp hemen elini geriye çekerek şöyle der; “Teşekkür ederim üstâdım ellerimi daha yeni yıkadım.”

Şâir meşrep kişilerin aynı zamanda ince espri anlayışlarının olması ayrı bir özellik olsa gerek. İnce rûhlara da ince espriler yakışır.

***

 

Bir kelime;

Zarif: İnce ve nâzik tavırlı. Biçim, görünüş, durum, konuşma ve davranışlarıyla hoşa giden, beğenilen, çekici, ölçülü, zarâfetli.

 

***

 

Efendim ümîd ederiz ki bir başka yazıyla yeniden kavuşuruz. Yolcu yolunda gerek, kalın sağlıcakla.

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

 width=