AYNADAKİ BEN

Birkaç gün önce kendi halinde durup duran aynadaki adamın yakasına sarılıp; senin o uslanmaz başına buyruk yüreğin yüzünden başıma gelmedik kalmadı, tırmanamayacağım aşk kayalıklarına beni bile isteye götürüp değil tırmanmak ayakta duramayacak hale geldim…

AYNADAKİ BEN
Yazar : Tarih : Okunma : 332 views Yorum Yap

Bak yerlerde sürünüyorum diye olmadık lafı söylemiş, suspus kafesinde sinmiş o kahpe yüreğini yerinden söküp atmamak için kendimi zor tutmuştum…

Olanları ben çoktan unutmuş üzerimi değiştirmek için biraz önce yatak odasındaki elbiselerin asılı olduğu bölmenin kapağındaki aynanın önünden geçerken ansızın bir el uzanıp gırtlağıma sarıldı, korku ile irileşip öne fırlayan gözlerim az daha aynadaki adama çarpacaktı…soluklanmada zorlanıp yutkunup dururken aynadaki adam öfke ile tısladı…

-Her yapamadığını, her olumsuz sonuçlanan sevi oyunlarını benden bilip beni suçluyorsun!

Baktım; aynadaki adamın dudakları oynamıyordu bile…Ses körük gibi inip kalkan göğüs kafesinden geliyordu…ses yeniden gürledi,

-Senin, hele hele kafa diye öğünerek taşıdığın o taş yığınının hiç mi günahı  yok, hadi ben sevdim, hep olmasa da en sonunda sevdiğin kuşu avuçlarına kondurdum…Peki sen, siz ne yaptınız, olmadık sudan nedenlerle durduk yere güzelim kuşu yabanın ayısına doğru kovaladınız…Şimdi aklınıza estikçe beni bulup, beni suçluyorsunuz…Bak, aklından geçen, her gün daha da içine gömülüp kaldığın şu Brezilya meselesinde benim uzaktan yakından hiçbir ilgim yok bilesin…İşler sarpa sarıp .öt üstü oturup kalırsanız hiç bana gelmeyin. İşte sizi uyarıyorum! deyip gırtlağımdaki elini çekti…

Bir süre kinli kinli birbirimize  öylece suskun bakıp durduktan sonra güç bela aynayı da aynadakini de geride bırakıp kapıyı çarparak odadan çıkıyordum ki  uyandım. Gördüğüm kabustan beter rüyayı bir süre atlatamayıp yatağın üzerinde kan ter içinde otururken bomboş bakışlarım duvarları dolanıp durdu. Sonra sersem sepet avluya çıkıp, ara sıra odun böldüğüm kütüğün üzerine oturup yanı başımdaki asmada cık cık eden serçeleri, damın tepesinde guguk  guguk öterek dişisini çağıran erkek mi, yoksa erkeğini çağıran dişimi olduğunu bilemediğim kumru kuşunu, yandaki evlerden gelen bir tavuk gıdaklamasını, ötelerden gelen bir horoz ötüşünü dinlerken hoca başladı sala vermeye, hocanın sesini duyan bir köpek başladı ulumaya…

Oturduğum yerden doğrulup avludaki çeşmeye ağzımı dayayıp buz gibi sudan kana kana içtim. Ve başımı alıp evden çıkarak kırlara doğru yöneldim.

Yolun kenarından giderek bakınıyorum hindiba bulur muyum diye…hindiba yol kenarlarını, hendek kenarlarını pek sever, ben de inadına yol kenarındakileri pek sevmem geçen araçlardan çıkan atık gazların kurşunları bulaşıyor diye…Buna kurşun bulaşmıştır, buna köpek siymiştir, bunlara yanlarındaki ağaçlara atılan böcek ilacı bulaşmıştır diye  bir tane bile hindiba kazmadan eve geldim…

Ertesi gün Çivril pazarında iki üç tur atıp hindiba satanların en garibi, en yaşlısının önünde durdum. Aklımdan pazarlık etme fikri şöyle bir gelip geçince ister istemez,

aklıma yıllar öncesinde pazarda maydanoz pazarlığı yapan genel müdür yardımcımız geldi: içlerinde maydanoz pazarlığı yapan  da olmak üzere, müessesenin üst düzey yöneticileri sabaha kadar kumar oynarlar, oyunda bahisler yüksek olup maaşlar el değiştirmekte hatta bir sonraki maaşlara yönelik borçlanmalar olmaktadır…Maydanoz pazarlığı yapılırken oradan geçmekte olan kumar tayfasından biri durup,

-Ulan Halis Ağa, gece kumar masasında gözün kapalı maaşı ortaya sürerken gıkın çıkmaz iken şimdi durmuş şu garip yaşlı kadınla on paranın hesabını yapıyorsun! Deyip gülerek geçip gider…

Nereden, nasıl kazıldığını umursamadan kocaman bir demet hindiba alıp verdiğim paranın üzerini uzatmasını da görmezden gelerek pazardan ayrıldım.

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

 width=