DİL YARASI

Sühân-ı bîhûdeden hoş gelir âvâz-ı horûs
Bâri ma’nâsını bilmezse de hengâmı bilir

DİL YARASI
Yazar : Tarih : Okunma : 1.401 views Yorum Yap

Merhaba

Doğru söze ne denir? Nükte denir. Bu diyalog zannedersem nüktenin en yaklaşık tanımlarından biridir. Diyalog dedim çünkü nükte, her şeyden önce iki kişilik söz sanatıdır. Sözü alma, karşılama ve onu sâhibine iâde etme sanatıdır. Nüktenin sözü, genel söylenmiş olmaktan ziyâde yerinde söylenmesiyle değer kazanır, özgül ağırlığı artar. Nüktedan kişiler için hoşsohbet adam denirse de bu nükteyi bağlamaz çünkü nükte, tatlı sözden çok, keskin söze denir. Nükteli söz keskin bir kılıç gibidir, söz sâhibi kılıcını maharetle kullanır, muhâtabının canını acıtır. Söz sahibinin kaşları çatık değildir sözünü söylerken, yumuşak bir edâ ve üslûpla söyler. Nükte şaka mıdır? Şakadır ama şakası olmayan bir şaka, gerçek şakadır. Fıkra mıdır? Fıkradır ama neşeli bir kahkahadan çok, zekâyı alevlendiren, bıyık altı bir fıkradır. Nükte taşlama mıdır? Yergi, ironi ya da imâ mıdır? Bunların hepsi nüktenin yakın akrabaları olmakla birlikte nükte farklı bir yapıya sâhiptir. Sözlü zekânın zaferi, işlek zekânın boy göstermesi, çoğu zaman nefsi müdâfaasıdır. Haksızlığı haklamak, hak edene hak ettiği sözü söylemektir. Kısacası sanatın en güzel dallarından biri olan ve hattâ bana kalırsa en güzeli olan edebiyatın düello tarzıdır. Yüzyıllar önce söylenmiş nükteli sözler dilden dile ve yazılı kaynaklar yoluyla aktarılarak günümüze kadar gelmişse bunda bir hikmet ve okuyup dinleyenler için ayağını denk almaya yöneltecek bir yön olsa gerek. Birkaç örnekle nükteyi anlamaya çalışalım.

– Aziz Nesin, Tan gazetesinde çalışırken patronu Halil Lütfü’den bir miktar avans ister. Halil Lütfü, avansı ne yapacağını sorar. Aziz Nesin, “Bir alacaklım gelecek, ona vereceğim.” Patronu,  “Peki, alacaklın geldiğinde gel, parayı al” der. Aziz Nesin parayı hemen almak için ısrar eder, Halil Lütfü de alacaklısı gelince vermek için diretir. Bu çekişmeye daha fazla dayanamayan Nesin: “Niye şimdi vermiyorsunuz?” diye sorar. Eli sıkılığıyla da bilinen Halil Lütfü sakin sakin açıklamasını yapar, “Yâhu insanlık hâlidir… Bakarsın alacaklın ölüverir, borcunu ödemekten kurtulursun. Ya da bakarsın alacaklın gelene kadar sen ölürsün, o zaman da ben avans vermekten kurtulurum.” Aziz Nesin: “Benim şansım yoktur Lütfü Bey, ne alacaklım ölür, ne ben ölürüm. Bende bu şanssızlık varken, siz ölürsünüz de alacaklıya ben rezil olurum. En iyisi avansımı şimdiden verin de bu iş bitsin.”             – Yakın dönem şairlerimizden Cemal Süreya Darphane Müdürüyken hiç sevmediği Maliye Bakanı Darphaneyi teftişe gelir. Bütün Darphaneyi gezen bakan “Açmadığımız kapı kaldı mı?” diye sorar. Cemal Süreya: “Size bütün kapılarımızı açtık, biri hariç” der. Bakan şaşırır, “Hangi kapıymış o?” Cemal Süreya cevaplar “Gönül kapımız.”

– Şehzadeleri için dillere destan bir sünnet düğünü yaptıran Kânûnî Sultan Süleyman, bir süre önce oğlunu evlendiren ve bizzat padişahın katıldığı bir düğün yaptıran sadrazam Makbul İbrahim Paşa’ya sormuş: “Paşa, hangisi daha mükemmel oldu, senin düğün mü, benim düğün mü?” Paşa cevaplandırmış, “Benimki hünkârım!” Kanuni Sultan Süleyman’ın yüzü asılmış: “Neden seninki paşa?” İbrahim Paşa cevaplamış: “Benim düğünüme zamanın en büyük padişahı geldi efendim, sizin düğününüze bu değerde bir zat gelmedi ki!”

– Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, İstanbul’a giden arkadaşı Şair Nihat Bey’e İstanbul’a özgü beyaz renkli, rahvan yürüyüşlü bir eşek cinsi olan marsuvan eşeği ısmarlar. Bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra Mısır’a dönen Şair Nihat, huzûra kabul edildiğinde Mehmet Ali Paşa sorar: “Nihat Bey bizim marsuvan eşek nerede?” Nihat Bey, şaşkınlıkla “Vallahi unuttum paşam, sizi görünce aklıma geldi” der. Paşa gülümseyerek: “Neyse, neyse… Siz geldiniz ya, artık gerek kalmadı.”

Efendim, yüzlerce ve binlerce nükteli söz ve nükteyle bağlanan diyaloglar var. Nükteli sözü söyleyen kadar o incelikten anlayacak kişiler de olmalı ki bizler de tebessüm edelim. Yazımızı taçlandıran beyitte Urfalı Nâbi isimli şâirimiz şöyle seslenir bize üç asır öncesinden; “Horozun sesi mânâsız, lüzûmsuz sözlerden daha hoş, daha güzel gelir. Zîrâ horoz, mânâsını bilmese de öteceği zamânı, ne zaman ötüp ne zaman ötmeyeceğini bilir.” Uzun sözün kısası şu ki, Allah kimseyi bir nüktedan kişinin yanında boşboğazlık edip lüzûmsuz bir söze karşı alınacak kılıçtan keskin cevapla ve yıllar sonra bir nükte ile anılmakla sınamasın. Dil yarası kolay iyileşmez, dillere düşürür insanı.

***

Bir Kelime

Nihân: Gizli, saklı. Sır. Gizlice. Bulunmayan. Mevcut olmayan.

***

Efendim, ümîd ederim ki bir sonraki yazıyla tekrar kavuşuruz, hoşça bakın zâtınıza. Yolcu yolunda gerek, kalın sağlıcakla.

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

Bunlarda İlginizi Çekebilir

 width=