BÜYÜK AMCAM (3)

Amca ben elimde mezar taşında yazan doğum tarihi, zaten tüm araştırma ve soruşturmalarıma karşın başka bir evraka ulaşamadım, önce askerlik şubesi sonra ilçe nüfus müdürlüğüne gittim.

BÜYÜK AMCAM (3)
Yazar : Tarih : Okunma : 98 views Yorum Yap

Her iki kurumda da seninle ilgili bir kayıt veya belge bulup bana veremediler. Gariptir, hem bu ülke için altı yedi sene izine bile gelmeksizin askerlik yap hem de askerlik şubesinde bile bir kaydın olmasın. Doğ, öl, arada iki evliliğin olsun ama nüfus kütüğünde izin olmasın…Vardır olmasına da arayıp uğraşmak istememişlerdir diye düşünüp enseyi karartmamak gerek deyip geçtim. Bu aralarda ikinci evliliğin sonrası üvey kızına kalan tarla kayıtlarına ulaşabilirsem bir de tapu kayıtlarında şansımı deneyeceğim…

Şimdi “Ya yeğenim baban bile bu konularda pek kafa yormamışken sen niye bu konuları kafaya takıp, kapı kapı dolanıp duruyorsun ?” diye o gür kaşlarını çattığını görüyor gibiyim. Valla  amca aslını sorarsan babamla aranızda ne geçip ne geçmediğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, babamla seni yan yana hiçbir zaman görmediğim, babamın senin elinden tutup soframıza getirmediği, seni bizim evde hiç görmediğim…ama anamla beraber sizin eve çok kez geldiğimiz…ha babamı da sizin evde de hiçbir zaman görmedim…Zamanında bunları babamla konuşamadım. Konuşabilmeyi akıl ettiğim zamanda babam çoktan bu dünyadan göçüp gitmişti. Anam hala hayatta ama çok yaşlandı, sorduğumda da“Bilmiyorum yavrum unuttum gitti.” Diyor.

Şimdi sağ olup ta seni anımsayan köyün yaşlıları, senin gözünü kaybetmeden önce havaya atılan yumurtayı vuracak kadar iyi atıcı, ayağın kırılmadan önce; çoğu kişi bir eşek yükü anca hazırlarken senin iki eşek yükünü odunu kesip yığdığını  söylüyorlar…

Ben sadece tek ayağını sürüyerek kahvehaneye gidiş gelişlerini, kahvede köyün kopukları; İrebişin Necati, Cennetin Memiş, Tavidin Amad, Salanın Halil, Koreli Osman tarafından  “Seydi Guuuuk, Seydi Guuuuk!” diye  alaya alınıp kızdırılmanı, kızdırılman sonrası senin yerde onlara atmak için taş aranmanı, taş bulamadığın zamanlarda  boş sandalyelerden birini kapıp  onlara doğru savurmanı anımsıyorum. Bir de bir gün sen yine kahvede oturmuş aksak ayağını sağlamı üzerine çelmiş çayını yudumluyordun ki biraz önce bahsettiğim o köyün kopukları gelip kahvenin oda tarafına oturdular. Güya sen yokmuşsun gibi kendi aralarında gülüşüp duruyorlardı. Bu durum epeyce sürünce sanırım sen fark edilmemiş olmayı kendine yedirememiş ve aniden öfkelenmiştin ve ayağa kalkmış cebinden çıkardığın taşları…Guuuuk Necati, Memiş Guuuk, Guuuuk Halil, Guuuk Koreli deyip savurmaya başlamıştın….

Biliyor musun amca, senin kahvede taş bulamayıp ta sandalyeye sarılışından sonra epeyce bir süre cebimde hep taş taşıdım o bilmem nelere atasın diye…

 

 

admin (gencivrilgazetesi@hotmail.com) Websitesi

Bunlarda İlginizi Çekebilir

 width=